emil michel cioran

fransa menşeyli yazar.

"tanrının dahi kurtaramayacağı ruhlar vardır;dizlerinin üzerine çökse,onlar için dua etse..."
romanyalı dünyaca ünlü düşŸünür ve yazardır [yani? fransız menşŸe(y!!)li falan değŸildir, romendir]. anarşŸik ve kötümser bir tonla kaleme alır eserlerini. çürümenin kitabı, varolma eğŸilimi, tarih ve ütopya, hüzün kıyasları, doğŸmuşŸ olmanın sakıncası üzerine türkçe'ye çevrilmişŸ sadece bir kaç eseridir. şŸiirsel, ağŸdalı ve esrik bir dili vardır. can yücel'in düzyazı yazan ve ağŸzı daha az bozuk bir versiyonu desek pek de hata etmişŸ sayılmayız hani.
çürümenin kitabı, tarih ve ütopya kitaplarıyla bizi her daim ürkütmeyi başarabilmiş romen asıllı ve paris'i dünyanın merkezi olarak gören nietzche gibi bir felsefeci, yazar. kötücül ve karamsar bir adam. aforizmalarla dolu kitaplar yazmış.
"hakikatler... artık onların yükünü çekmek istemiyoruz, ne de onlara kanmak veya suç ortağı olmak. bir virgül için ölünen bir dünya düşlüyorum."
"şair: nedensiz canı sıkılabilen, tereddütlere dört elle sarılan ve bunu her yolla edinen bir kurnaz. sonra, safdil gelecek nesiller onun için ağlaşır."
"temel bir yanılgı olmasından da evvel, hayat, ne ölümün ne de şiirin düzeltmeyi başarabildiği bir zevksizliktir."
"fizik ile psikolojinin doğmalarından epey evvel, acı maddeyi parçalıyordu; keder de ruhu..."
"büyük adamların gündelik hayatı tahayyül edilmeye çalışıldığında duyulan o tedirginlik... öğleden sonra saat ikiye doğru, sokrates ne yapardı dersiniz?"
"bir felsefi moda kendini gastronomik modalar gibi kabul ettirir: bir fikir, bir sostan daha çürütülür değildir."
"ölüm ne kadar uzağa yayılırsa yayılsın, onca yer kaplıyor ki nerede öleceğimi bilemiyorum."
"her mesele, bir sırrın kadrini bilmez; onun da kadrini, sırası geldiğinde çözümü bilmez."
"bana hemen yarın için kıyamet günü sözü veren çılgınlığımın o hayırseverliği olmasa, tek bir güne tahammül edebilir miydim?"
"bitkisel bir bilgeliğe doğru: bir ağacın gülümsemesine karşılık, bütün korkularımdan yüz çevirirdim."
"bir yosma için canına kıyan kişi, dünyayı alt üst eden kahramandan daha bütün ve daha derin bir tecrübe yaşar."

bu cümle hep masumiyet'e götürür. haluk bilginer'in müthiş oyunculuğuna.
hakkında yazılan tanımlardan sonra,yabancı oluşumu kınadığım ve ''kısa bir iç çekişle ; wayy be dediğim'' ''bir an önce baksak iyi olacak'' dediğim yazardır.
"sadece, canım isteyince ölmek elimde olduğu için yaşıyorum: intihar fikri olmasa, kendimi çoktan öldürmüş olurdum."
"ciddi bir öğretimin en güzel yerinde, bir gün öleceğimi keşfettim.. bununla tevazuum sarsıntıya uğradı. artık öğrenecek hiçbir şeyimin olmadığına kanaat getirerek, dünyayı böylesine dikkat çekici bir keşiften haberdar etmek için okulu bıraktım."
"her şeyi yıktıktan sonra kendini de yıkmayan bir kitap, bizi beyhude yere azdırmış olurdu."

cemil meriç'in tartışmada yenilen kazanır düsturunca kendisini yıkan bir kitap ancak sanat eseridir diğerleri teori safsata ve bilimdir... yenilgiyi baştan kabul edip yapılandır edebiyat... eziklerin yemeği
"intiharın sihriyle mücadele etme uğrunda gösterdiğim inat, selamete ermeye, tanrının içinde toz gibi dağılmaya rahat yeterdi."
"bir tek iyimserler intihar eder; artık iyimser olamayan iyimserler.. diğerlerinin, hiçbir yaşama nedenleri olmadığına göre, niçin bir ölme nedenleri olsun ki?"
"mukadderat fikrinin üzerine öyle titredim ki, onu öyle fedakarlıklar pahasına besledim ki sonunda cisimleşti: bir soyutlamayken, işte kıpırdanıyor, önümde dikiliyor ve ona verdiğim hayatın olanca ağırlığıyla beni eziyor."
"bitip giden bir aşk öylesine zengin bir felsefi sınavdır ki bir berberi sokratesin dengi yapar."
"bir yosma için canına kıyan kişi, dünyayı alt üst eden kahramandan daha bütün ve daha derin bir tecrübe yaşar." *
"azaplarına ve sesli terlemelerine hayran iki muhtaç kurban. duyuların ağırlığıyla vücudun ciddiyeti bizi hangi muaşeret kurallarına tabi kılar!
hırıltıların ortasında dayanamayıp kahkahayı basmak - kanın talimatlarına, biyolojinin ihtişamına meydan okumanın yegâne yolu."
"daha ergenliğe yeni girdiğimde, ufuktaki ölüm beni kendimden geçiriyordu; onun elinden kurtulmak için ya geneleve koşturuyordum ya da melekleri zikrediyordum. fakat yaşla birlikte, insan kendi korkularına alışıyor, onlardan kurtulmaya hiç kalkışmıyor, uçurumun içinde burjuvalaşıyor. ve gözyaşı dökmek için mezarlarını kazan mısırlı keşişleri kıskandığım bir zaman olduysa da, şimdi kendiminkini kazsam ancak sigara izmaritleriyle doldururdum."
şöyle söylemiş: ''toplum, bir kurtarıcılar cehennemidir''

''toplum - bir kurtarıcılar cehennemi! diogenes'in elinde lambasıyla aradığı, ilgisiz biriydi...''
|
çürümenin kitabı adlı eserinde enfes bir söz geçerki bütün hayatları ve o hayatın makro yansımasındaki olup biteni özetler: şöyleki;
her insan derinliklerinin zararına ilerler; her insan kendinden kaçan bir mistiktir: yeryüzü, varılamayan hidayetler ve ayaklar altına alınmış sırlarla doludur...
aşağıdaki sözünü okuduğumdan beri beni derin düşüncelere salan son derece tehlikeli bir adamdır.

--- alıntı ---
en büyük zalimler, kafası kesilmemiş mazlumlar arasından çıkar.
--- alıntı ---

(bkz: çürümenin kitabı)
|
kendiyle derdi olan adamlardan. ‘varoluşa karşı eczanelerde hiçbir özel ilaç yoktur ‘derken çürümenin kitabında ontolojik bir çıkarımdan değil, kendi sancısından bahseder.

doğmuş olmanın sakıncası üzerine’ kitabında ise aidiyetimizi, kimliğimizi, ötekini sorgulatır.

‘kimim ben gerçek ben'im hangisi? uzun zamandır oldum olası bu dünyanın bana lazım olmadığının bilincindeyim, ne yapacağımı bilemiyorum. boş manevi gurura kapılmamın ve artık varoluşumun bana bozulmuş ve çürümüş ilahi gibi görünmesinin nedeni sadece ve sadece budur.’

her birimiz yalnızlığa karşı işlenen günah, yani insanlarla alışveriş tarafından yozlaştırılmaya yazgılı bir saflık dozuyla doğarız. zira her birimiz, kendimize hasredilmiş olmamak için elimizden geleni yaparız. bu durum mukadderatı değil düşmüşlük eğilimini andırır. ellerimizi temiz ve kalplerimizi bozulmamış bir halde muhafaza etmekten acizizdir; yabancıların terleriyle temas ederek kendimizi kirletiriz; tiksintiye aç ve vebaya hayran bir halde, toplu çirkefin içine gırtlağımıza kadar gömülürüz. kutsal suyla dolu ummanları düşlediğimizde, artık oraya dalmak için çok geç kalmışızdır; iliğimize, kemiğimize kadar kokuşmuş olmamız, o ummana dalıp boğulmamızı engeller. dünya yalnızlığımızı bozmuştur; ötekilerin üzerimizde bıraktığı izler silinmez bir hale gelir.’

döşekte uzanır kalır ve saatleri sayarım; etrafta, kendimi mahvetmeye çağıran aletler, nesneler. çivi fısıldıyor bana: kalbini del, çıkacak azıcık kan seni ürkütmemeli. bıçak laf dokunduruyor: ağzım şaşmazdır: bir saniyede vereceğin kararla sefaleti de utancı da alt edersin. pencere, sessizliğin içinde gıcırdayarak tek başına açılıyor: yoksullarla sitenin tepelerini paylaşıyorsun; atlasana, açılmamın değerini bil: göz açıp kapayıncaya kadar, kaldırım taşının üzerinde, hayatın anlamı ve anlamsızlığıyla beraber pestilin çıkacak. bir ip ideal boynu bulmuş gibi, yalvarıcı bir gücün tonuna bürünerek dolanıyor: seni daima bekledim; senin korkularına, yılgınlıklarına ve hıçkırıklarına şahit oldum; buruşmuş örtülerini, kudurmuşluğunla ısırdığın yastığı gördüm; tanrılara taltif ettiğin sövgüleri işittim. merhametli olduğumdan senin için üzülüyorum ve sana hizmetimi sunuyorum. zira şüphelerine bir cevap ve ümitsizliklerinden bir kaçış bulmaya burun büken herkes gibi, sen de kendini asmak için doğmuşsun.

e. m. cioran, çürümenin kitabı
''döşekte uzanır kalır ve saatleri sayarım; etrafta, kendimi mahvetmeye çağıran aletler, nesneler. çivi fısıldıyor bana: kalbini del, çıkacak azıcık kan seni ürkütmemeli. bıçak laf dokunduruyor: ağzım şaşmazdır: bir saniyede vereceğin kararla sefaleti de utancı da alt edersin. pencere, sessizliğin içinde gıcırdayarak tek başına açılıyor: yoksullarla sitenin tepelerini paylaşıyorsun; atlasana, açılmamın değerini bil: göz açıp kapayıncaya kadar, kaldırım taşının üzerinde, hayatın anlamı ve anlamsızlığıyla beraber pestilin çıkacak. bir ip ideal boynu bulmuş gibi, yalvarıcı bir gücün tonuna bürünerek dolanıyor: seni daima bekledim; senin korkularına, yılgınlıklarına ve hıçkırıklarına şahit oldum; buruşmuş örtülerini, kudurmuşluğunla ısırdığın yastığı gördüm; tanrılara taltif ettiğin sövgüleri işittim. merhametli olduğumdan senin için üzülüyorum ve sana hizmetimi sunuyorum. zira şüphelerine bir cevap ve ümitsizliklerinden bir kaçış bulmaya burun büken herkes gibi, sen de kendini asmak için doğmuşsun.''
''bütün kinlerimiz, kendimizin altında kalmış ve ona kavuşamamış olmamızdan gelir. bu yaptıklarından dolayı ötekiler'i hiçbir zaman affetmeyiz.''

burukluk
''aşka, hırsa, topluma sırt çevirenlerden kendinizi sakınınız.
vazgeçmiş olmanın intikamını alacaklardır...''

*
"doğmuş olmanın sakıncası" kitabının 154. sayfasında şöyle der; "kendimizi iyi tanıdığımızda kendimizi büsbütün küçümsemiyorsak eğer, nedeni, aşırı duygulara kapılamayacak kadar bıkkın olmamızdır."

cioran'a göre insanın en aşılmaz duygusu bıkkınlıktır. bu bıkkınlık öyle sarsılmazdır ki mutluluk bile bıkkınlığa gebedir; o bile bıktırır.
|

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar