kültür davamız

"varlık ve zaman", "zamanın üç buudu", "ruh ve zaman", "zamansız varlık", "varlıksız zaman", "dehr ve zaman", "varlık dereceleri", "zaman ve şuur" vs. gibi, içerdiği mücerret meselelerden şöyle bir fragman geçebileceğim eser;

--- alıntı ---

(...) öyleyse "varlık" derken kastedilen nedir?..

onu, zaman ve zamanın muhtevası içinde imkân ve ihtimallere açılan -mümkün ve geçici olan- ve gerçekleşmelerle ortaya çıkan bütün "varlıklar" niyetine veya kuşatıcı mânâda "varlık bütünü" kasdıyla kullandığımız gibi, öncesi ve sonrası olmayan, zamanın ve varlığın kendisiyle varolduğu "mutlak varlık
" kasdıyla da kullanıyoruz. bir de, zaman ve mekâna nisbetle keyfiyetten uzak ve "mutlak varlık"a nisbetle keyfiyet dairesine giren, kısaca; maddeyi aşan, maddeyi fıkırdatan ve en büyük hüviyeti, görülmez ve görünmez, bilinmez ve kavranmaz olan ruh için... ki, bütün eşyayı saran mânâlar âleminin merkezi olmak gerek."

--- alıntı ---

bu paragraftan sonra varlığı üçe ayıran bir tasnif yapılıyor: halk âlemi, emr âlemi ve zât âlemi. platon'un idea öğretisiyle giriş yapılan bu bölümde, içinde yaşadığımız halk âlemi, izâfi varlık statüsünde kabul ediliyor, "imkânlara açılmak-mümkün olma özelliğiyle var olan" filan derken de "potansiyel" niteliğiyle tanımlanmış oluyor aslında ve diyor ki;

--- alıntı ---

şuur seviyesinin her değişiminde gerçeklik seviyesinin de değişmesi, ruhun safiyet kazanmasıyla eşyanın kaba idrak dışı hakikatiyle görünmesi meselesi yanında, bizzat fizik ilminin eşyanın mahiyetine biçtiği "izâfi varlık" teşhisini hatırlamak yeter.

--- alıntı ---

ardından "zaman";

--- alıntı ---

"mutlak varlık"ın tecelli ettiği son derece sanatlı bir zemin...

mekânda tecelli eden ve onsuz "oluş"un olmadığı, "zaman ve mekân birliği"ndeki bütün varlıkların, muhtevasına girdiği sınır...

einstein'e göre maddenin dördüncü buudu ki, onsuz maddenin düşünülemeyeceğini gösterirken, zamanın "lâtifliğini-ruhla ilgisini" kaybettirişiyle eksik...

tasavvufa göre zaman, bir varlık-bir yokluk temposunda, sürekli ve arasız dönüşte tecelli eder; bu öyle bir hızdır ki, yokluk varlığın-varlık yokluğun aynıdır. hem varlık ve hem de yokluk, bütün varlıkların künhü olarak toplandığı iki kutbu temsil ederken, "her şeyin zıttıyla kaim olması" ölçüsü ile, yaratılmış vasfıyla vardır. "yok" yoktur; yok da bir mahlûk olarak vardır... ve halk âlemi'nin her ân "var ve "yok" oluşu içinde zaman tecelli etmektedir.

(...
)

... varlıkla yokluk arasında öyle müthiş bir hız vardır ki, bu hızın sürekli inkılâpları bize her şeyi var gösterir (...)

--- alıntı ---

ispatı da şu şekilde;

--- alıntı ---

"bedahet-apaçık bilgi" hâlinde biliyoruz ki, geçmiş artık yoktur ve gelecek daha gerçekleşmemiştir. devam vehmine kapıldığımız "hâl" ise, gerçekten devamlı olsaydı ve her ân gerçekleşip her ân geçmişe karışmasaydı, ezelilik olurdu ki, zamandan bahsedilemezdi.

--- alıntı ---

zira zaman dahi ezeli değildir. o, ayette geçtiği gibi, Allah'ın her ân yaratma hâlinde oluşundan doğan bir "ânlar bütünü" olarak, mahlûktur. yani zamanı böyle anlayabiliriz, her ânı, kendisini takip eden ân ile gaib olan... neyse, "ruh ve zaman" bahsinin -ki ben atladım- ardından, "dehr" mevzuuna geçmeden, "zamansız varlık" başlığıyla konu daha da açılıyor;

--- alıntı ---

(...) devamdan bahsedebilmek için her şeyden evvel o şeyin "var olması" şartı... var olan ise, "var olmayla-varlığın olacak olana doğru oluş tavrı ile" mümkün... öyleyse, varolma statik değil, dinamik, sabit değil hareketlidir; daima imkânlara açılmıştır. bundan dolayı da varlık gerçekleşmelerle meydana çıkar ve bir yönü vardır; bu yön geleceğe doğru açıktır. fakat mutlak olarak "varlık" bütün varolanları içine alır; hiçbir yönü yoktur, başı ve sonu yoktur. bu anlamda "mutlak varlık" sonsuzdur, öncesi ve sonrası olmadığı için geçmişi ve geleceği de olmaz; öyle ise zamanı yoktur. "mutlak varlık", zamansız varlıktır; bütün izâfî varlıklar zamana bağlıdırlar, zaman da bu zamansız varlığa bağlıdır... insan ruhu da, bizzat o'nun belirttiği üzere, "nefesinden üflediği" ve bu niteliği ile " zaman üstü" ki, kalb lâtifesinde nefs ile birleşik ve safiyet kazandıkça "arş-ı âlâ"nın üstündeki asli yerine dönmeye namzet... öyleyse zaman, sonsuzluğun içinde bir kesit, sonsuzluğa göre sonlunun değişme ölçüsüdür.

--- alıntı ---

devamında işler karışıyor... yedi sayfa kadar özet geçtim zaten, onun için burada bırakıyorum.*

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.