Dünün Beğenilenleri

dünya sözlük

yazılımcısı eğer

kız
erkek
ilişki
şal
evlilik
sevgili
kadın


kelimeleriyle tanım açmayı yasaklasa, ayda kaç tanım girilir merak etmeye başladığım sözlük.

cidden bu konulara pek girmeyi sevmeyen , kendi halinde tanımını yazıp yaşayan bir yazar olarak soruyorum bunu.

kızlı başlık açmak

sözlüğüm adına utandığım günde beni utandıran sebeptir. Allahtan birine bugün sözlüğü övüp davet etmedim şu hali görse ne derdi Allah aşkına?

"bu mu lan münakaşasız münazara yapabildiğin yada önemli tanımlar gördüğün yer dingil?!" derdi elbet...

ayna kenarına fotoğraf sıkıştırmak

priz kenarına fotoğraf iliştirmek gibi o da ciddi manada nostalji barindirir.

eskiden dedemlerin evinin kocaman holunde salon kapısının bitisiginde duvarda bi ayna vardi. kare buyuk kenarlari beyaz bi ayna.
salona bir kadin ikram için mi girecek oradan bakar çeki duzen verirdi kendine.
evden mi cikiyor basortusunu omuzlara gogsune yaya yaya duzeltirdi.
eve gelen misafir çocuğunu oyalama görevi size mi düştü. kaldirir bak aaa sen kendini mi goruyorsun diye ona ayna karsisinda şebeklik yaparsin.

o ayna cok kilit noktada ve hemen herkesin uğrayıp gectigi bi durak gibiydi. birkac dklik duraklamalarla.

kenarinda dayim teyzem gibi akrabalarin vesikalık resimleri olurdu..
gelenek gibiydi bu memlekette. kimisinde ayna catlamis olsa da dururdu. veyahut sırlansa da.

o fotolar ben kucukken ordaydi. ben gençken ordaydi. ben orta yaslara yaklaşırken de ordaydı. sonra o evde kalmaz olunca akibetini bilemedik..

garip tabi.. insan bi yandan aynada kendine yuzune çizgilerine bakiyor bir yandan kosede biri. o da dogmus buyumus yasamis veya yasiyor. kenarda ölümsüz bi resmi. sen de geldin ama gideceksin der gibi..

rebelin korubenisi

yazılarıyla ilk tanistigimda aşık shakespeare kıvamında olup şu anda yarı zamanlı fındıkçılık yapan karadenizli müteahhit kıvamında olan yazardır. *

dünyaitiraf.com

biz üsküdar'da debelenirken arkadaş bildiğim hain, haluk piyes'le tanışıp flört bile etmiş. bu kazığın hazmı zor. 1,5 senedir de bir senariste aşığım diye adamın kimliğini saklayarak beni kandırıyor muş! ah ah evet hançer gene arkadan.

bana böyle itiraflarla gelin taaam mı?

ilaveten: şaka gibi -ama şaka değil.

dünyaitiraf.com

sırf benden daha rahat olabildikleri için sevdiklerime benden daha yakın olan insanları kıskanıyorum. ben çoğu zaman utancımdan, çekingenliğimden öyle davranamazken bu benim gururumdanmış falan gibi anlaşılıyor. bunun üzerine bir de kendimden utanmaya başlıyorum. bıktım valla bıktım.. her şeyi geçtim, kendimden bıktım ya... insanı kendinden de utandırıyorlar bir yerden sonra. sahip olduğum mizaçtan mı, yetiştiğim kültürden mi bilmiyorum ama en kestirme ifadeyle mahcup bir öküz olduğum için genelde kiminle konuşmaya başlasam karşımda anlamsız bir gerginlikle konuşuyor, ben de geriliyorum.

sonra bu eğitilmez gevşekler insana kendini de ikiyüzlü gibi hissettiriyor. yaptıklarıyla değil de gördükleri "samimi" karşılıklarla. halbuki bence tersine, çoğu insan bu türlü davranış kalıplarında yaşamaya ayak uydurarak, ağzını alıştırarak, işte bilmemne ederek kendi samimiyetsiz taraflarını örtbas etmeye çalışıyor. eminim de bundan... kimin ne kadar samimi olduğunu üslubundan vs çıkaracaksak ben de bunu çıkarırdım yahu!.. kaldı ki ne kadar içten olursanız olun, samimiyetten sadece esprili ve gevşek olmayı anlayacak kadar sığ olduktan sonra sizin samimiyetinizi kim ne etsin... burada samimiyetsizlikle kastettiğim de ahlakî bir zaaf değil, bu bir çeşit hamakat... bunu bahsettiğim gibi anlayana da daha ben rastlamadım.

herkes bayılıyor zaten samimiyete. ama arkadaş, herkesin samimiyetten anladığı ne? göz kararıyla nasıl ölçüyorsunuz bunu? aynı "herkes"ler, herkes gibi olamadığın hiçbir yerde seni samimi bulmuyor ki!

sosyal medya ahlaksızlığı

ahlak yoksunluğunun, zaman-mekan fark ettirmeyişini açıklayan başlık.

çevremizde tek sermayesi küfür ve yalan olan insanlar var ve bunun yanı sıra insanları güldürmek adına sosyal medya’da meşhur olmuş (fenomen) birçok insan, islam’ın nehyettiği birçok şeyi normalmiş gibi yapıyorlar.

özellikle sosyal medya’da takip ettiğimiz hesapların “eğlence” “komedi” “makara” gibi kavramların altına sığınarak yapmış olduğu maskaralıkları şöyle bir düşünüp aklettiğimizde, genç kitlede (hangi ideolojiyi benimsediğinin önemi yok) ahlak erezyonunun ne derece ciddi boyutlara ulaştığını görebilirsiniz.

karadenizli müteahhit olmak

bir mesleğe sahip olmaktır. müteahhitliğin ön koşulu karadenizli olmaksa ben tüm şartlara uygunum demektir. müteahhit mi olsam? acaba olmam gereken yer orası mı, kendimi inşa ettiğim yapılarla mı yeniden kuracak inşa edeceğim... nereye başvuruyoruz bu iş için? daha fazla beklemeyeyim.* sonuçta kadınlar da şairlere aşık olup müteahhitlerle evleniyor. şairlik denemelerim boşa çıktı, şansımı bir de bu şekilde deneyeyim. gidip biraz çimento siparişi vereyim...

fransız ihtilali'nin nedeni tuzdu

artık tıp doktorluğundan çok böyle ilginç çıkışlarıyla gündeme gelen ve yeni kitabı ‘gerçek tıbbın 10 şifresi'nin tanıtım toplantısında konuşan canan karatay hocamızın son tespiti.

--- alıntı ---
iç hastalıkları ve kardiyoloji uzmanı prof. dr. karatay, fransız ihtilali'nin sebebinin halkı tuzsuz bırakmak olduğunu söyledi ve aşırı sayılabilecek derecede tuz tüketilen ülkelerde kalp hastalığından ölüm oranlarının dikkat çekici derecede düşük olduğunu belirtti.

çok şaşıracaksınız şimdi yine ama tansiyonu yükselten şeker. insülin direncinin başlamış olmasından dolayıdır. vücutta tuz eksilince tüm organizma altüst oluyor, birçok hastalık aşırı tuzsuz beslenmeyle gelişiyor. kristal kaya tuzu doğal haliyle 84 minerali dengeli olarak barındırıyor. ilk kez söylüyorum, fransız ihtilali'nin en büyük sebebi halkı tuzsuz bırakmaktı. krallar ve aristokratlar hakiki tuzu elinde tutup yüksek fiyata satmak için halka vermedi. halk yiyeceklerini bütün yıl muhafaza etmek için doğal kaya tuzu kullanıyordu. halk için altından daha kıymetliydi. bir de 10.000 yıl önce çin'deki tabletlerde kristal kaya tuzunun sağlığa anlatılıyor. 10.000 yıl önceki lafı şimdi söylüyorum. dünyada tansiyon yüksekliği ve kalp hastalığından ölüm oranlarının en düşük olduğu bilinen japonya, fransa, norveç ve güney kore gibi ülkelerde aşırı miktarda tuz tüketilmektedir."

--- alıntı ---

haber

vallahi bu sefer doğru söylüyor olabilir. eskiden tuzun çok kıymetli olduğunu , tuz için savaşlar yapıldığını okumuştum. bizim eskiler de köyden şehre bişeyler getirip sattıklarında şehirden aldıkları en önemli 2 şey gazyağı ve tuz imiş , şeker bile sonradan çıkmış ve şimdiki gibi çay, kahve, tatlı tüketimi olmadığından o kadar önemli değilmiş. (onun yerine bal, pekmez varmış zaten )
atrıca bu haber bir tuzsever olarak en çok beni sevindirdi bu sefer katılıyorum canan hocama *

dünyaitiraf.com

sürüye sürüye eve getirdiğim ayaklarımı. imkanlı olsa şimdi evden çıkıp saatlerce yürür denizin önünde kollarımı iki yana açar rüzgarın yüzümü dövmesine izin verirdim.

küçümseme hastalığı

modern hastalığımızdır. sevincimizi, üzüntümüzü, kalp kırıklığımızı, insanlığımızı aklınıza gelebilecek her şeyi küçümserler. farkında değildir her insan birbirinden farklıdır. senin hissetmediğin hassasiyeti hissedebilir ve bu o kişinin suçu değildir. asıl dön bir kendine bak bakalım acaba sende bir sorun olabilir mi?