ütopya

aslında olmayan, tasarlanmış olan ideal toplum şekli. ütopyalar üzerine görüşler iki biçimde ortaya çıkmıştır. bir kısmı özendirici, istenen nitelikte, diğer bir kısmı ise korkutucu, ürkütücü ütopyalardır.
çocukken hepimizin sahip olduğu ama büyüdükçe yavaş yavaş kaybettiğimizdir ütopya.

--- alıntı ---

insanlar büyükçe hayalleri küçülür mü baba?

--- alıntı ---

evet genelde öyle olur. küçükken bir ütopyada yaşarız adeta. ancak büyüdükçe kaybederiz bu özelliğimizi. gerçek olmayandan kaçmaya başlarız. devamlı somut bir şeyler isteriz. ve hayat zehir olmaya başlar.
tarihin değişik dönemlerinde, düşünce insanları/düşünceli insanlar tarafından yazılı eserler aracılığı ile insanlığa sunulmuş ideâl toplum ve devlet tasarımlarının ortak adıdır. birkaç yazar-eser ismi zikretmek gerekirse; platon-devlet, farabi-medinetü-l fâzıla, thomas more-utopia, francis bacon-yeni atlantis vs.
|
şimdi ile hiç ilgilenmez. onca umuda rağmen içinde barındırdığı gelecek kaygısı ise korkunçtur
ütopya
tatlıı hayal.
ütopik miyim
herkese iyi günler
derken.
olsun.
ütoya,
senenin bu son günü formattan azade olmak.
şiir neredesin.

ütopya
genç kızın gözünde
maskara.
sürmelim
elalım.
büyüdük çocuk olduk
babamız hala ütopya.
tatmin olmayan arzularımızın, sonsuzluk ihtiyacımızın bir yansımasıdır ütopya, elde ettiğimiz an hevesimiz kaçar ya ulaşılamaz olduğu için ütopyayla insandır insan... ve cocukkenki o sorgulayan hayal eden sınırları olmayan varlık, büyüdükçe sınırlar içinde kalıp, ütopyasını kaybeder, yaşam enerjisini alacağı sonsuzluk besininin büyük bir kısmı yok olmustur artık... robotlaşan birey olmustur...
|
yapmayı arzu ettiğiniz şahane bir şey için birileri tarafından "ütopya bu ya hu" denilmesiyle dumura uğramanızdır.
|
eskiden bana burs veren şirketin adıydı.
şirket battı.
benim burs ütopya oldu.
hayat hikayemi dinlediniz, teşekkürler.
|
tasarımsal bir mitos olarak tanımlanan ütopya, bir kuram olara degil, bir kimsenin toplumsal düsüncelerini içeren bir düssel görüntü olarak düzenlenmistir. topluma bakmak, olanı asarak degerlendirmek iki ana unsur olarak önümüze çıkacak bu yazı boyunca; platon, kendi toplumuna bakarak onu din adamları, savasçılar, zanaatkarlar ve köleler olarak yansıttı eserinde( bahsolunan eser devlet'tir). hristiyanlık çerçevesinde düsünen thomas moore ise topluma dogruluk, ölçülülük, uyanıklık gibi ölçüler üzerinden bakmıstır. son örnegimiz ise francis bacon'dur; bacon yeni atlantis'inde teknikbilimsel aıdan bakmıstır topluma.

bir ütopya kurma islemi, türce biribirinden ayrılmayan iki edebi nitelik çıkarır ortaya. bunlardan birincisinde toplumsal davranıs bir ayinritüeli ile anlatılır, bu ritüelgeleneksellige evrilir sonra. ayin, önemli bir eylemdir ve bunu sabitlemek için öyküye kkılavuz'un( ilk agızdan anlatıcıyı öykü boyunca gezdiren kisi, mihmandar bir nevi) katılması saglanır. daha çok sokratik dialog ile ilerleyen öykü, kılavuzun bir yansıma oldugu sonucu ile daha da derinlesir. ikincisinde ise usdısı edimler söz konusudur. toplumun yapısı, davranıslar ve ve aklın örtücülügü esas alınır. ve artık ütopya romansı baslamıstır!

ütopya'nın ortaçag'ın çöküsü ile ortadan kaybolması umudu (!) rönesans ile yerle bir edilmistir. ve sonrasında her çagda isim ve yöntem degistirerek var olmustur . modern zamanlarda bir taslama unsuru olarak ele alınan ütopya william golding'in sineklerin tanrısı kitabında baska, george orwell'in 1984'ün de baska, robert graves'in watch the north wind rise'ında baska verilmistir.


ütopyaların çogunda devlet bireyden önce gelir; mülkiyet genellikle ortaktır, birey yasayısı, gizlilik, dinlenme, eylem özgürlügü kurallar ile kısıtlanmıstır. birlik içindeki bir toplum tasavvuru ile yazılan ütopyalar bir arcadia sunumudur kısaca. ve ütopya bir yer tarif etmez, bir hayal sunar ve "yok yer" sorusuna karsılık gelecek cevapları arzular: neresi? nerede?


*

insanların uçabildiği, ast-üst ilişkisinin olmadığı, pembe bulutların ve renkli yıldızların olduğu, suyun kaldırma kuvvetinin bir hayli fazla ve güneşin optimum uzaklıkta, ayınsa daha yakın olduğu, bilgisayarların her türlü ıvır zıvırı uygun program istemeden çalıştırabildiği, dondurmaların yere düşmediği, gökkuşağının altından geçilebildiği hatta üzerine çıkıp kayılabildiği ve ütopyaların gerçek olabildiği yerdir ütopya.
ütopya’da; her şeyin herkese ait olduğu bu yerde, insanlar, bütün ihtiyaçlarının karşılanacağından eminler. orada zengin de yoktur fakir de.kimsenin hiçbir şeyi yoktur, ancak herkes zengindir.........
benim de yazdığım bir e-derginin ismi. sahibi çok orjinal ve kreatif bir ablamız. *
yeni sayıyla beraber parfüm de sundu okuyuculara. tabi sunmadan önce parfüm kimyası üzerine çalışmış bir hayli. çok garip, çok orjinal. *

buyrun bu da parfümler; http://www.lavinyaoz.com/si...

satış linki şuymuş galiba; http://www.cogitosozluk.net...
|
das kapital'den önce komünizm kavramını görebileceğiniz bir eser.
rönesans humanizmin ürünü, laik bir ülkedir. ütopik olduğu iddia edilir ama hemen hemen her ütopya kanunu dönemin batı avrupa'sının siyasi ve dini olaylarının iz düşümüdür. o zamana kadar sadece ahireti düşünüp dünyayı boşlayan hristiyanlara, aklı tasviye ederek dünyayı yönelmelerini sağlayan, ütopik olmasına rağmen hristyanlık öğelerinin bolca bulunduğu bir ülkedir. dinlere saygılı olan bir ülkedir, 'tanrı belki de insanların farklı dinlere inanmalarını istedi' der, zorbalıkla dini propogandaya karşı gelir ve ağır cezalar uygular fakat ilginç bir şekilde en basitinden kurban kesmeyi yasaklayan bir ülkedir. dolayısıyla bu ütopya doğunun değil o yıllarda artık kendi kaderini çizmek isteyen olsa olsa batının ütopyasıdır.
bir çocuk sularda kaybolan
bulutu çekiyor düşlerin ağıyla
eprimiş bir geleceği, gri anları
karşılıksız soruları çekiyor üstüste

sorular mı,hedefini bulamayan
bir bumerangtı çocuğun elinde

söz ve ihanet buluşunca
cinnet geçiriyor şiir ve çocuk
tökezliyor bütün dinazorlarını
okyanuslara gömüyorken

celladım diyor sevgili celladım
bekle beni biraz cesaret
bak nasıl koşuyorum peşinden
uçurumları atlayarak

tarih mi, yollara düşmenin
kedere benzeyen yeridir tarih

anıları bileyen her yolculuk
sezgi cehennemi oluyor çocukta
kaybolan ve durmadan kaybolan
neydi, neydi bilmiyor hiç kimse

ki insanlar rüya görmüyor
ve sıfır nedir biliyorlar
düş kuranlarsa çoktandır
meczup sayılıyor artık

çöl de keşfedildi ve yeniden
bir kez daha kaybedildi ütopya


ahmet telli
tv8'in, cnbce'den önce mi sonra mı olduğunu bilemiyorum, cnbce'ye giderken veya ondan dönerken tevafuken karşılaştığım program. açtığımda ayakta sarı montlu bir eleman soba gibi bir şeyin arkasında bir kamili yumrukluyordu. ondan sonra gidip ağladı, sonra güldüm kendi kendime acır gibi, halimize, ve tv'yi komple kapatıp, the walking dead'i izlemeye başladım.
bu kadar sevimsiz tipleri nasıl olmuşta bir araya toplamış merak ettiğim acayip bir bbg - survivor karışımı bir program...
an itibariyle izlemekte olduğum program. oluşumu anlamaya çalışıyorum.
geçen gün yarışmacılardan birinin diğerine tekme tokat daldığı program.
bbg türevi başka bir kabus.
|
reytingi en az yarışma programı , ilk başlatılan ülkede 1 ay içerisinde kaldırmışlar programı.
iki ineğin dışında, değerli hiçbir canlının bulunmadığı yarışmadır.ayrıca içinde inci ve melek adında 2 adet piton bulunduran bir yarışmadır.
ümit aktaş'ın şehri terketmeden önce kitabında yer alan bir şiiri:


sen hiç susmazdın böyle, ağlamazdın
kanatları kırılmış kuşlar gibi fırtınanın önünde
boyun eğmezdin zulme; hem, sanırdın
bir çiçek önünde çocuk, bir nehrin kıyısında bahar

bir gül yaprağında çiğ damlasıydın, şimdi
gölgeler düşmüş ellerinin çiğdemine, susmuş türkülerin
ütopyam benim. yalınkat insanlar içinde başına buyruk
yürüsen ne? sular kararmış, sebeplerini bile yitirmiş öfke
|
umarım ütopya dendiğinde ilk olarak akla bunun gelmesine sebep olacak kadar yayında kalmaz programı.
|
o sakalli semih, harbiden uyuz birisi.sakal olayini da itibarsizlastiriyor...
|
acun ılıcalı'nın hamster beslemek gibi bir hobiye benzer televizyon programı.

yarışmacıların neredeyse hepsinin psikolojisi git gide bozuluyor. herkesin kendine ait bir ütopyası olmasına rağmen bir inek satışı sebebiyle iki gruba ayrıldılar. şimdi bu iki grup arasında çatışmalar meydana geliyor. bazen yeni yarışmacılar katılıyor birileri de eleniyor. kimsenin ne ütopyası belli oluyor ne de oradaki amacı.

sakin bir ortam ve el birliği ile şimdiye kadar orda devlet kurulurdu ama fitne, fesat, gıybet, tembellik, aptalca kavgalar yüzünden bir halta benzememiş program. oradaki tabiat ve teknolojiden kısmen yoksun oluş hoşuma gittiğinden ilgimi çekti izlemeye başladım. acaba dedim kısıtlı imkanlarla neler yapabilecekler bu çiftlik görünümlü ahşap kulübede.

insanın özünden ne kadar koptuğunu bu programda görebiliriz. çamur içinde yürüyorlar ama bundan kurtulmanın yolunu bulamıyorlar. rasgele bir sera yaptılar ilk kar yağışında çöktü gitti. türkan diye bir kadın olmasa orada ineğe bakabilecek tek bir insan yok.

ziyaretçiler geliyor bazen ve alışveriş yapıyorlar. reçel falan yapmışlar normalde bakkalda 4-5 liraya alınacak reçelleri 25-30 liradan verip para kazanıyos bis gibi bir özgüvene kapılıyorlar. lan olm saat 12'ye kadar uyuyorsunuz gecenin 3-4'üne kadar mal mal dedikodu yapıyorsunuz. böyle para kazanan var mı gerçek dünyada. bu nasıl ütopya. adamın ütopyasında sanatçı olmak konserler vermek var ama adam tabiatta yapılan bir yarışmada yer alıyor.

halkın tepkisine bakıyorum. en işe yaramaz adam sadece ve sadece ona buna artislik yaptığı için halk tarafından seviliyor. bu en tembel adam semih denen tırro. herkesin arkasından iş çeviriyor. dün en sevdiği insanı arkasından pıçaklıyor ama sorsanız en dürüst kendisi. ama o yaşında etrafındakileri parmağında oynatması şaşırtıcı. bu devirde bazen çok lazım olan bir özellik olarak kabul edilebilir.

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.