komünizm

kelime anlamı;bütün malların ortaklaşa kullanıldığı ve özel mülkiyetin olmadığı toplum düzeni.
kendi enternasyonal marşlarından anlaşılacağı üzere bir kâfirler güruhu nizamı!

--- alıntı ---

tanrı, patron, ağa, bey, sultan
nasıl bizleri kurtarır

--- alıntı ---

''allah'ın rahmetinden ümidini kesen ancak kafirler güruhudur''. (yusuf/87)
şu anki dünyaya uyarlanması ve işlerlik kazanması bir hayal olan ütopya. yani bu insan doğasına aykırı. ha derseniz ki biz teoride tartışacağız eyvallah lafım olmaz. ancak bunu devletler için bir düzen haline getirmek imkansızdır.
sosyalizm bir yere kadar ancak komünizm hacı olacak şey değil. belki ikinci dünya savaşı sonrası iskandinav ülkelerindeki sosyal demokrasi anlayışı ya da ingiltere de ortaya çıkan fabian society gibi toplulukarın söyledikleri olabilir lakin komünizm yaşama şansı olmayan bir ütopyadır.

bilmem izlediniz mi son ders aşk ve üniversite filminde eski devrimci arkadaşlardan biri olan ege aydan holding sahibidir ve hala devrimci olmaya devam eden arkadaşı ile tartışırken şunu der;

"insan sıcağı görünce ne kadar üşüdüğünü anlıyor. devrimcilik başkasının parasını paylaşırken güzel ama kendi paranı paylaşmaya gelince, ne paylaşcam lan sizle dedim, neyi paylaşcam ben sabah köründe eşekler gibi çalışırken osura osura uyuyanlarla neyi paylaşcam dedim"

zaten bu komünizm ergenlik ateşi değilmidir? çocukluk tutkusu moda. boşuna mı demiş bernard shaw "yirmisinde komünist olmayanın kalbi kırkında hala komünist olanın aklı yoktur".
dünyanın hiçbir ülkesinde tam anlamıyla uygulanamayan boş bir sistem.öyleki komünistiz diyen ülkeler bile kapitalizmin krallarıdır.*
tüm dünya komilerini bir araya getirip, örgütleyerek, iktidarı ele geçirmeyi, dünyayı yönetmeyi amaçlayan ideolojidir. komi ruhunun tüm dünyaya egemen olması ile sınıf farklılıklarının ortadan kalkacağını ileri sürmekte olan bu görüşe göre, birbirini sömüren değil, birbirine hizmet edenlerin dünyası kurulacaktır.
bu ideolojinin kuramcıları ekseriyetle ya burjuva ya aristokrat çocuğudur. batı avrupa orijinli bir düşüncenin doğduğu topraklarda rağbet görmemesi, ancak doğu avrupa ve asya'da iktidar imkanı bulabilmesi de ne enteresan bir detaydır yahu...
bütün kültürlerin temelinde yer alan toplumsal düzendir.
|
necip fazıl, osman yüksel ve nazım hikmet aynı koğuştadır.

necip fazıl dertlidir; bir oraya, bir buraya volta atar; sigara üstüne sigara yakar.

serdengeçti gayet neşelidir. nazım ise her rast geldiğine komünizmi anlatır, durur.

bir gün yine nazım karşısındakine komünizmi anlatırken serdengeçti yanına yaklaşıp der ki, "üstat, bu komünizm nedir?" nazım kendinden gayet emin bir şekilde "elini sol cebime at." der. serdengeçti hemen atar. nazım der ki "ne buldun?" "iki tane yirmi beş kuruş." der serdengeçti. nazım "birini al." der. serdengeçti alır. nazım gururla "işte komünizm bu." cevabını verir.



bir gün nazım'a elli lira gelir; serdengeçti sormadan hemen elini nazım'ın cebine atar ve yarısını almak ister. nazım hemen müdahale eder, "hop, hop. ne oluyor?" der. serdengeçti, "üstat, yarısı benim değil miydi?" deyince nazım, "o kadar da uzun boylu değil." karşılığını verince serdengeçti taşı gediğine koyar, "işte, komünizm dedikleri yirmi beş kuruşluk bir şeymiş."
bağlılarına göre, insanlık tarihinin mecburi istikameti imiş.
tdk nın sözlüğünde;
"bütün malların ortaklaşa kullanıldığı ve özel mülkiyetin olmadığı toplum düzeni"
felsefe terimleri sözlüğünde;
"bütün insanların eşitliği ve eşit haklılığı ilkesine dayanan; gelecekte, sınıfsız bir toplumda, eşit yaşama koşulları içinde "herkese gereksinmesine göre" ilkesini gerçekleştirmeyi erek olarak koyan toplum öğretisi."

komünistlerin hepsinin dinsiz diye adlandırılması da manidardir. kapitalist düzenin savunucuların savunucuları olan gazete ve televizyonun insanlara komünizmi ve komünistleri şeytan'ın oğlu gibi göstermeleri ne kadar aşağılık bir düzende olduğumuzun göstergesidir.

gazete ve televizyonlarda izlediğim ve okuduğum tek şeye inanırım. savaş çıktığı haberine... -artikel-
ergenlik refklekslerinden hala kurtulamamış bireylerin , iktisadi, akla mantığa dayanan açıklamalardan uzak bir şekilde, filmlerle, kıytırık birkaç sözle ve kulaktan dolma bilgilerle açıklamaya çalıştığı toplum düzenidir. gerçekten de insan bir şeyi ne kadar az bilirse, o kadar duygusal şekilde açıklar ve karalar.
efendim böyle kişilerin tek yanlı açıklamalarıyla kafaları bulandırmalarına mahal vermeden bu ekonomik düzen hakkında objektif bilgiler verelim. herşeyden önce ;

1 ) komünizm zengin olanların paralarını bölüşeceği bir sistem değildir kardeşim ! şu kimse malını paylaşmaz muhabbetini lütfen artık bırakın çünkü bilgisizliğin dibine vuruyorsunuz. komünizm zenginlerin çoğunlukta olduğu bir dünyada kurulacak bir sistem değildir. zenginler paralarını elbette vermek istemezler zira. komünizm, tüm zenginliği elinde tutan bir avuç insana karşın, fakirleşmiş ve karnını doyurmak , tekrar başkalarının paraları elinde biriktirmesini engellemek için ''birlikte yaşamaktan başka bir çaresi olmayan '' insanların, ezilenlerin yaratacağı bir toplum düzenidir. örneği somutlaştıcacak olursak, tek başına araba alma imkanı olmayan iki öğrencinin beraber bir araba alması gibi.

2) bu günün insanı bencildir evet. yalnız ergen beyinlerin kavrayamadığı nokta şu; bir insanı bencil veya eli açık yapan, dost canlısı veya cani yapan şey , içinde yaşadığı ekonomik - toplumsal düzendir. yani insanlar doğuştan bencil değillerdir ! ilk çağ toplumlarına bakıldığında ( bunu ben değil, tüm ünlü antropologlar söylüyor ) zor yaşam koşulları altında mücadele veren ve tek başına hayatını sürdüme imkanı olmayan insanların ilkel komünizmi kurmuş olduğu, tüm üretim ve tüketimin eşitliğe dayalı olduğu görülür. tabi bu tarım öncesi toplumları için geçerli. bu toplumların ekonomik düzenlerindeki eşitliğin , tüm kişisel özelliklerini etkilediği görülür. tüm toplumsal kararlar ortak alınır, herkes silah taşır, karınlarını doyurmak için koca bir mamutu şaşılacak bir düzen çerçevesinde ortaklaşa avlar ve paylaşırlardı. günümüzde tarıma geçmemiş kabileler incelendiğinde, çocukların oynadıkları oyunlarda bile kazananın olmadığı görülür. ve şehir insanındaki bencilliğin onda birinin bu insanlarda bulunmadığı da. ergenler için anlamayı kolaylaştıracak son bir örnek : bir bakkalcı düşünelim. hepiniz iyi bilirsiniz ki bakkalcılar çok cimri olur hayatlarında. sorum şu : bakkalcı, cimri olduğu için mi bakkalcılığı seçmiştir yoksa bakkalcılık yapıtğı , kar etmek için yıllarca 10 kuruşun hesabını yaptığı için mi cimri olmuştur ? işte günümüzde insanlar kapitalizm gibi rekabeti ve kar hırsını dayatan bir toplumda yaşadıkları için böyle vahşileşmiş, cimrileşmişlerdir. bu cimrilik, fakir çoğunluğun beraber yaşamaktan başka bir çaresinin olmadığını anladığı ana kadar sürecektir.

3) ergenizmin tek yönlü açıklamalarına kapılamamak için şunları da belirtmemiz gerekiyor; komünizmin hakim olması kısa sürece olacak iş değil, ve hadi komünizm hiç kurulmayacak olsun. ozaman ancak bir ergen , komünist mücadelenin işçileri , ezilenleri hep ileriye götürdüğünü, bugün avrupada işçiler belirli haklara sahipse bunun mücadele sonucunda olduğunu es geçebilir. dediğim gibi, şeyleri ergenizmin sığ kalıplarından kurtarıp irdelemek her zaman daha yararlıdır.

4) olumsuz yanlarına gelecek olursak; şunu açık yüreklilikle kabul etmeliyiz : yeryüzünden kendine komünist diyen stalin adında bir cani geldi geçti. daha emeklemeyi öğrenen bebek komünizmin ilk yıllarında ortaya çıkan bu katliamcı cani, tüm dünya komünist hareketlerinin üstüne karabasan gibi çöktü. bundan sonra olanları ergenler de bilir. yalnız ergenizmin bu konu hakkındaki son hatasına değinelim; nasıl ki, muaviye gibi bir cani yaşamışsa ve biz bunu müslümanlığa mal edemezsek, yani müslümanlığın özü iyise ve iyi müslümanlar da varsa, stalin örneğiyle komünizme saldırmak da alıklık olur. ergenlerin kavraması gereken son nokta da buydu. ve işte bir konu üzerine taraflı da olsa bir inceleme yazısı böyle yazılır. filmlerden alıntılarla, sözlerle, mantık kırıntısı bulunmayan havalı cümlelerle bir konuyu açıklamak ergenizme mahsustur.
islam evrenin işleyiş yasalarını, insan ve toplum hayatını düzenleyen kuralları allah'ın koyduğuna inanırken komünizm tüm olayların belirleyicisi olarak maddenin diyalektik yasalarını kabul eder. islam'a göre insan içinde ilahi bir öz taşır ve dünyaya allah'ın halifesi sıfatıyla, maddi dünyaya egemen olan ilahi düzeni insan ve toplum hayatında da egemen kılma göreviyle gelmiştir.
komünizm ise, insanın özünün madde olduğunu maddi çevrenin bir ürünü olarak var olduğunu ve maddenin diyalektik yasalarına uygun biçimde iradesizce hareket eden bir araç olduğunu savunur. kısaca islam ve komünizm insanın önünde açılan ve ancak birinin inkarı ile diğerini kabul etmenin mümkün olabildiği iki karşıt yoldur. ikbal'in deyişiyle hem islam, hem de komünizm insandan söz eder ve onu kendine çağırır. ama komünizm insanı allah'tan toprağa çekmek için sancılanırken islam tersine topraktan allah'a yükseltmek amacını güder.
marksizm, leninizm, troçkizm, stalinizm, maoizm gibi altkümeleri olan ideoloji.
sosyalizmle aynı olmayan. sosyalizm kıta avrupası mahreçli, bugünkü sosyal demokrasiye karşılık gelen, marksizmin ütopik dediği şeydir.
beat kuşağı, hippiler, moon tarikati de bu komün işinde usta idi. demek ki bir ideoloji değil bir uygulama şekli imiş. ama illa marksizm ise derdimiz: sonuçta sınırsız ve sınıfsız bir toplum özlemi, emeğin sömürülmediği bir dünya isteme, yarin yanağından gayrı her şeyi paylaşma düsturu, işte bu komün durumunu ortaya çıkarır: sadece marksizm'i yanlış anlamak için komünizm'i silah gibi kullanan teorisyenler bunu anlayamaz. o kadar.



realitede asla yeri olmayan fikir akımıdır . en basit örnek : en büyük kapitalist devlet kimdir?

bilemediniz canım

çin halk cumhuriyetidir .

çinin halk ordusu yüzlerce şirketi olan bir holdingdir. her zaman sevdiğim bir söz vardır 'komünizm paraya feminizm kocaya kadardır.'
en başarısız olduğu alanlardan biri film seslendirme ve montajıdır.

belki de bu yüzden yıkılmıştır.
günümüz dünyasında, ya da türkiyesinde, gelmesi en zor olan yönetim biçimi. nedeni de komünist ayaklanmanın halk tarafından başlayıp hiçbir siyasi-ticari gücü arkasına almadan, sadece savaşarak gelebilir olmasıdır. yok derseniz ben x holdingi y partisini arkama alırım aga diye, öyle kurulan komünizmin ömrü fazla sürmez. çünkü arka çıkan kuruluşlar yeri gelir komünizmden kapitalizme doğru yol alır. bunun en güzel örneği çin ve kübadır. ha küba meselesi biraz daha karışık. orası ayrı tabi.

komünizmin anlamlarına gelecek olursak dünyada adaletin olmaması yüzünden en insancıl yönetim biçiminin eşitlik olduğunu ifade eder. mesela kapitalizmde bir kişinin 10 ineği vardır ve parası yoktur. bir kişinin de parası vardır ve hiç ineği yoktur. ineği olan parası olana süt verir ve artık ineği de vardır parası da. komünizmde ise herkesin ineği ve parası vardır. en basite indirgenmişi tabi bu.

bir başka hususa gelecek olursak komünizmde kimsenin özel mülkiyeti olmayacağı için bütün mülkiyet devletindir. oturduğunuz ev, kullandığınız araba filan. her şey. herkesin bir evi vardır ya da. kira vermezsiniz çünkü. binevi lojman gibi.

aslında eşitlikten bahsetmiştim ya, bu eşitlik üst seviyede değil, alt seviyede olan bir eşitliktir. yani zengin kimse yoktur. bu yüzden de zenginler komünizme karşı çıkar ve bünyesinde çalıştırdıkları işçilere de komünizmi tü kaka olarak tanımlar. ha ne kadar tü kakadır, o da ayrı mesele. aslında aklı başında olan her bireyin oturup siyasi düşüncesini sorgulaması lazım olan günümüz dünyasında bu konuların derin bir biçimde düşünülmesi gerekir.

günümüz türkiyesini ele alırsak da komünistlere terörist muammelesi yapıldığı aşikar. bunda pkknın da etkisi büyük. sahip çıkmışlar çünkü bi kere. ayrıca siyasi düşünceler ile ilgili okullarda verilen bir ders olmadığı için babadan oğula şeklinde saltanat gibi nesilden nesile geçmektedir siyasi düşünceler. ha diyeceksiniz ki len felsefe dersleri var ya lisede diye. işte bok var. elalemin filozoflarını ezberletip ezberletip geçiriyolar. hiçbir düşünce sistemini tam olarak öğrenemiyoruz.

lafımı az daha konu dışına çıkarıp sonra özet geçip girimi tamamlamak istiyorum. okullardaki din kültürü dersleri hakkında bişeyler zırvalicam. din kültürü dedim bak. islam kültürü değil. e madem din kültürüyse neden hep islam anlatılıyor? hıristiyanlık musevilik özet geçilip veriliyor? neden hz. isa'nın hayatını da hz. muhammed'in hayatı gibi incelemiyoruz? bu soruma cevap arıyorum ey sözlük.

her neyse konumuza dönelim. komünizm diyince akla bir diğer gelen şey ise elbette sosyalizmdir. zamanında bu konular hakkında baya bi araştırma yapmıştım. sosyalizmle komünizmin farkı hakkında. sanırım aralarındaki fark komünizmin daha katı kuralları olmasıydı yanılmıyorsam. bu konu hakkında da cevap arıyorum bre sözlük.

özetle komünizm eşitliktir. candır. düşünülesidir.

e tabi olmazsa olmaz. bir dizin falan geçelim:

(bkz: rahatladım be sözlük)
(bkz: sosyalizm)
(bkz: karl marx)
(bkz: küba)
(bkz: kuzey kore)
(bkz: sscb)
(bkz: yönetim biçimleri)
"sağcılar kominizim yazmayı öğrenen kadar berlin duvarı yıkıldı xxxküfürxxx" şeklinde bir tivitle karşılaşmış ve pek gülmüştüm.


|
turkiyede temsilcileri tarafindan yapilan tanima uygun hicbir temilcisi olmayan dusunce yapisi .hak derler yerli komunistler yer ,esitlik derler yerli komunistler hadi ordan der ,sinif derler yerli komunistler sinifin babasini yapar vs .
bu idare tarzında takım sporları olması en büyük saçmalıktır.

biri kaleciyken diğerinin golcü olması, biri liberoyken diğerinin smaçör olması kabul edilemez bir eşitsizliktir.
gelir dağılımında ki eşitsizlikler, işverenlerin hâkimiyeti, sınıf ayrımları ve geçim sıkıntıları gibi nedenlerden dolayı komünizm bu güne kadar hep sadece ekonomik bir sistemmiş gibi görüldü-algılandı. hâlbuki komünizm yalnızca ekonomik bir doktrin değildir, aynı zamanda sosyal reformları da kuşatmakta, ihata etmektedir.

bu konuda sovyet hükümetinin neler yapmış olduğunun incelenmesinde büyük fayda var.

komünistlerin evrim teorisi, her şeyden önce aydın bir çalışan sınıf gerektirir. bunun için devlet genel okullar açar, kendi dinsizlik ve her türlü ideolojisini orada yetişen insanlara aşılar, sonra onları aydın-dinsiz bir sınıf haline getirir. eğitim devam ederken sanata, müziğe, piyeslere ve diğer bilinen kültürel çalışmalara da son derece önem verilir.

dini evlilikler devlet tarafından tanınmaz, tasvip edilmez. evlilik, devletin kanunlarına göre, yasalara uygun törenle yapılır. aile yaşantısı alışıla gelmişten her nedense farklıdır. çünkü konutlarda birçok aile bir arada yaşadığı için inanılmaz kalabalıktır. öte taraftan, işçilerin yaşantıları, gece toplantıları, tiyatrolar, konserler, gece okulları gibi şeylerle doludur, bir araya gelip ailecek içmeleri meşhurdur, tıpkı türkiye de 1950-60'lı yıllarda ailelerin yaptığı gibi, akşam işten sonra bir aktivite gibi bir araya gelip içmek ve ardından ailecek saçma sapan şarkılar söyleyip eğlendiğini zannetmek.

komünizm'in sistem olarak hem eğitimde, hem de toplumsal yaşamda din'e karşı olduğu aşikardır. sürekli olarak dine karşı propaganda sürdürürler. din'e karşı minimum bir hoşgörü olsa dahi, komünistler toplumsal yaşamda dinsel örgütleri tasvip etmezler. çünkü bir anlamda komünizm'in kendisi dindir.
dine sövemeyenlerin "kahrolsun şeriat" dedikleri günlerde "şeriat" kavramı dine ve müminlerine dair her türlü nefret söylemini içine çeken bir kara delik niteliğinde kendini ilerici, çağdaş ve/veya solcu gören avamın diline dolanmış ve bu cefakar rolüyle "şeriat" kelimesi mevcut öfkeyi kendi üzerinde yoğunlaştırarak toplumda yaşanması muhtemel büyük bir iç çatışmanın önüne geçmiş, kavganın iki tarafına da nefes alacak bir alan açmıştı. sövenler, biz dine değil şeriata sövüyoruz demiş, sövülenlerde bunlar bize veya dine değil arap toplum yapısına sövüyorlar diyerek işin içinden sıyrılmışlardı.

şimdi benzeri komünizm kavramı üzerinden din dışı olduğuna inanilan herşeyi eleştirme şeklinde tezahür ediyor.

olaylar ve kişiler üzerinden gitmek gibi kolay bir yolu seçerek, mevzunun özüne değinme fırsatını kaçırmış oluyoruz.

çağrışım evrenimizde komünizm ve bu kavram çevresinde hertürlü sol olgu

karılı kızlı ortamlar,
evrim teorisi,
rus mezalimi,
ateizm,
içki masaları,
ahlaksız ilişkiler,

ve daha vahim fakat burada dile getiremeyeceğim bazı diğer kavramlarla yanyana düşüyor ve yine işin kolayına kaçarak hepsini birden mahkum ediyoruz.

allah aşkına mülkün yaratıcıya ait olduğunu bildiren bir dinin herhangi bir mensubu komünizmin ekonomik önermelerini uygulanamaz ütopik bir toplumsal paylaşım modeli olarak görüyorsa, islamın topluma düzen getirmek için insanlar tarafından imal edildiğine ve eskilerin masallarından ibaret olduğu fikrine nasıl karşı çıkacak? bunu ifade etmeyi bir kenara bırakalım, buna kendisi nasıl inanacak.

en nihayetinde, komünizm, sosyalizm veya genel anlamıyla sol-toplumsal adalet aleyhine bir ayet mi var? ki bu kelimeleri duyunca şeytan görmüşe dönüyoruz.

el insaf.

komünizmde dine yer yokmuş, e sen koy olsun arkadaşım. "komünizmde yer yoktu bende kapitalist oldum bu yüzden" dersen, işin gücün rast gelsin o zaman.

harun yahya - şeytanın bir silahı: romantizm kitabından alıntılıyorum:

(bkz: eskiden iyiydi sonradan bozdu)

--- alıntı ---

komünistlerin yaşadığı romantik ruh halini ilk başta çoğu kişi fark etmez, çünkü komünistler hep bilimden, felsefeden, akıldan söz ederler. oysa söz konusu kavramları da romantik bir bakış açısıyla algılamaktadırlar. bilimin ortaya koyduğu, ama işlerine gelmeyen sonuçları, "burjuva bilimi" diye gözü kapalı bir biçimde reddederler. hatta stalin bu bakış açısını sistemleştirmiş ve kendi döneminde "burjuva bilimi" ve "proletarya bilimi" diye saçma ve yapay bir ayrım yapmıştır.

öte yandan komünistlerin yayınlarına, dergilerine, şiirlerine ya da marşlarına detaylı olarak bakıldığında, aslında yoğun bir romantizm yaşadıkları görülmektedir. bazı kavramları putlaştırmışlar ve onlara karşı aşırı duygusal bir bağlılık geliştirmişlerdir. bunların başında "devrim" kavramı gelir. bir komünist için devrim, sözde tüm kötülüklerin sonu ve tüm iyiliklerin başlangıcıdır. hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini bildiği bu hayale bir tür ümitsiz aşkla bağlanır. sözünü ettiği bu devrim hakkında hiçbir akılcı değerlendirme yapmaz. devrim niye yapılacaktır? devrim olduğunda, pek çok masum insanın kanı boşuna akacak, bütün toplum acı çekecektir, buna ne gerek vardır? devrim olmadan da fakir insanların yaşam şartları düzelemez mi? devrim olduğunda ekonominin durumu ne olacaktır? ülke nasıl yönetilecek, iç karışıklıklar nasıl bastırılacak, dış tehlikeler nasıl bertaraf edilecektir?
bu gerçekçi soruların bir komünist için hiçbir önemi yoktur. varsa yoksa tek amaç devrimdir. eğer üstteki gibi sorulara bir cevap vermesi gerekirse, lenin'in, stalin'in veya mao'nun yazdığı kitaplardan kalıplaşmış sözleri alıp aktarır ancak bu soruların cevaplarını gerçekçi olarak düşünmeye yanaşmaz. onu devrim fikrine en çok bağlayan etken ise, bu konuda yazılan duygusal şiirler, bestelenen ateşli marşlardır. komünist edebiyatta sık sık "çiçekler içindeki güzel ülke"den, "uzaklardaki kızıl güneş"ten vs. bahsedilir. aslında devrim kavramı ile komünist arasındaki ilişki, bir tür romantik aşk hikayesi gibidir. üniversitelerdeki, kitap fuarlarındaki, kültür merkezlerindeki komünistlere ait standlar, komünistlerin toplandığı barlar, cafeler incelendiğinde, bu romantizmin çeşitli sembollerle ayakta tutulduğu görülür. zincirlerini kıran güçlü proleterya posterleri, sıkılmış yumruk figürleri, sosyalizm uğruna savaşmaktan ve ölmekten söz eden devrim şarkıları, komünist romantizmin en yaygın sembolleridir.

bu romantizm kimi zaman kıyafetlere de yansır. sırtına haki renkli bir parka geçiren, başına da komando kepi giyen komünist bir genç, kendisini latin amerika'nın komünist gerilla lideri che guevara ile özdeşleştirir. zaten odasında veya özel eşyalarının arasında büyük olasılıkla bir "che" posteri vardır. pop yıldızlarına özenip onlar gibi giyinen romantik kolejli gençlerden tek farkı, kendisine seçtiği yıldızın müzisyen değil gerilla olmasıdır.

komünist romantizmin bir diğer ilginç örneği, kendilerine acı çektirmekten ve diğer insanların kendilerine acımasını sağlamaktan ilginç bir zevk almalarıdır. örneğin cezaevinde "açlık grevi"ne başlayarak çok basit bir amaç uğruna kendisini ölüme doğru sürükleyen komünist militan, bu eyleminin kendisine verdiği acı ve ızdıraptan zevk duymakta, bir yandan da çektiği acı nedeniyle diğer insanların kendisine duyduğu acıma hissinden ve ilgiden haz almaktadır. öte yandan arkadaşları tarafından "dava adamı" olarak bilinmekten ve takdir edilmekten zevk almaktadır.

--- alıntı ---
|
1. [eko.] [ulusi.] toplumsal sınıf ayrımının olmadığı, ekonomideki üretim, dağıtım ve bölüşümle ilgili kararları merkezi planlamanın aldığı, serbest piyasa kurallarının işlemediği siyasal ve ekonomik sistem.

2. [huk.] marksist görüşe göre, başta üretim ve tüketim olmak üzere bütün ekonomik-toplumsal ilişkilerin gönüllü paylaşımcılığa dayanacağı, devletin ve sınırların olmayacağı, bolluk ve barışın egemen olacağı bir düzen, ortaklaşacılık.

3. [topb.] düşünce kaynağı karl marks, friedrich engels ve vladimir ılich lenin olan, insan toplumunun, üretici kesimlerin ekonomik kaynaklar üzerindeki ortak denetimi temelinde örgütlenmesine dayanan siyasal düşünceler dizgesi.

(alm. kommunismus, m; fr. communisme, m; ing. communism) *
mevcut dinlerde bulunan güzel hususları yaradıcı kavramından uzak olarak insanlara verip, yaradıcısız eşitlik sunmaya çalışan, dinlerden aşırma olguların sunulduğu üfürizma, komünizmin islamla baş edemediği nokta budur ve kendi dininden uzak müslümanlar hariç kimsenin meyletmeme sebebi budur çünkü islam daha güzel.
|
nedense dünya için büyük bir tehdit olarak görülen sistem.

dikkat edin tüm gelişmiş ülkelerin tarihine bakın. orada mutlaka komünizmle mücadele adına devletlerin yapmış oldukları politikaları okursunuz. buna türkiye'de dahildir, fransa'da, almanya'da. ve hatta amerika'da...

komünizmle mücadeleye neden bu kadar önem verilmiştir...

çünkü komünizm bir halk sistemidir. otorite kabul etmeyen anarşizm ile temellenir. daha sonra kendi aristokrasisini kurar miti doğru değildir. bu komünizmin kötü uygulayıcıları yüzündendir...

halkın egemen olduğu yönetim biçimleri tüm erkleri rahatsız etmiştir...

bundan dolayı tüm devletler komünizmle mücadele etmiştir. din eksenli mücadele eden gençlik oluşumlarına bir şey demiyorum. onlar öz itibariyle ateizme karşı mücadele etmiştir. ama devletler erklerini kaybetmemek için komünizmle mücadele etmiştir...

çünkü komünizm başarılı olsaydı ezilen halklar olmayacaktı.

başarısız olan sistem değil o sistemi uygulayan insanlardır.
işçi kesiminin komünizm'e bakışı

|
güray öz'ün muhteşem bir analizle anlattığı düşman (!)

"...soğuk savaş’ı arıyorlar. tüm dünya “komünizm belasına” karşı bir araya getirilebilmiş, emperyalist politikalar sorunsuz uygulanabilmişti. ikinci savaş sonrası paylaşımın daha “uygar” yöntemlerle yapılabileceği konusunda da neredeyse bir “konsensüs”, uzlaşma var gibiydi. peki şimdi ne olacak? kitleleri ideolojik bir söylem etrafında birleştirmeniz gerek. bu ideolojik söylem “islam karşıtlığı” olamaz; çok tehlikeli. öyleyse esad’la da, ışid’le de kabul edilebilir bir ölçüde uzlaşmak, şu eski kadim düşmana dönmek gerekir. zamanıdır; çünkü bu düşman din, ırk, mezhep ne olursa olsun insanlara sömürüye karşı çıkmaları gerektiğini tıpkı o eski günlerdeki gibi ama yeni koşullarda, yeni söylemlerle anlatmaya başladı. latin amerika kaynıyor, yunanistan can sıktı, ispanya, italya, korkutuyor. büyük reis telaştadır, hayıflanıyor; “nasıl da unuttuk ki biz bu eski düşmanı.”
öyleyse “kahrolsun komünizm, haydi herkes cepheye!”"

herkesin okuması için yazının tamamı -> http://www.cumhuriyet.com.t...
bunu dei sormak lazım derken, arama yaptık bu çıktı. (bkz: benim hala umudum var)

sen git kafkanın mektuplarına, böceğine antitez üret.şunu bir anlatıversen daha iyi değil mi? bizim kızın formasyon çalışmasına bilgi aktarma yapmaya niyetlendiğimiz filan yok. sadece ne düşünüyorsun, ondan yani.

kuramlar kuramlar...
fransızca communiste "mülkün ortaklaşa kullanımını savunan" sözcüğünden alıntıdır. fransızca sözcük fransızca commune sözcüğünden türetilmiştir.
|
işçi hakları ve proleter devrim söylemleriyle yola çıkan, yoldaşların birbilerini satarak katliamla sonuçlanan büyük faşist hareketlere dönüşen ideoloji.

her şeyin ortak olması ve herkesin aynı işlerde aynı şekilde çalıştırılması insan fıtratına aykırıdır. buradan kapitalizmdeki uzun çalışma saatlerini ve işçilere verilen düşük ücreti akladığım anlaşılmasın.

herkesin farklı alanlarda yapabileceği işler vardır. kimi insan fabrikada işçi olurken, kimisi bir mühendis, kimisi de bir tüccar olur. herkes en iyi yaptığı işi yaptığı takdirde verim alınır.

ayrıca kapatılan işletmelerdeki ihtiyaç dışı işçileri istihdam etmek büyük bir sorundur. sürekli nüfus artışının olduğu bir yerde, en nihayetinde devlet istihdam edemeyecek konuma gelecek ve bazı işletmeler sürekli zarardan dolayı kapanacaktır. istihdam için gereksiz işçi alımları olacak, bunun sonunda bir kısım işçilerin diğer kısım işçileri hegemonik bir üstünlük kurarak kendi diktalarını icra etmelerine neden olacaktır. bir nevi mafyalaşma. bir kısım işçiler sürekli çalışacak, gereksiz olduğu halde işe alınan işçilerse aldığı maaşla iş yapmayacaktır. dolayısıyla bir burjuva oluşacak, emeksiz kazanç elde edilmiş olacak.

zaten sscb gibi ülkeler de bu sorunu aşamadıkları için batıyor. sürekli nüfus artışı sonucu sürekli istihdam alanı gerekecek.

peki bu sürekli istihdam adaletli şekilde nasıl oluşacak? herkesin emek vereceği bir şekilde. imkansız tabi ki.

halbuki sosyalizmi komünizm olarak düşünmeden konuşabilsek dikey sınıflaşma yerine yatay sınıflaşmayı ve mesleki örgütlenmeleri ve bir grubun diğerine hegemonik güç kurmasına engel olacak adaleti sağlayabilecek bir şeylerden bahsetsek, ayrıca yine bu meslek gruplarının emeklerinin kendilerine kalmasına rağmen üretim araçlarının devlette kalmasını konuşsak, sosyalizmin sadece komünizmde ibaret olmadığını anlarız. tüccar da vardır, işçi de vardır. ama önemli olan birinin diğerine hegemonik güç kurmasına engel olunması meselesi.
|
bize göre komünizm, ne yaratılması gereken bir durum, ne de gerçeğin ona uydurulmak zorunda olacağı bir ülküdür. biz, bugünkü duruma son verecek gerçek harekete komünizm diyoruz. bu hareketin koşulları, şu anda var olan öncüllerden doğarlar. dünyada ve türkiye’de kapitalizmin yarattığı bugünkü berbat duruma dair birçok gelişme sosyalist işçi sayfalarında anlatılıyor. iki bela var ki, bugünkü duruma son vermemizi gerektiriyor: iklim değişikliği ve bölgesel savaşlar ile açığa çıkan yeni bir dünya savaşını altan alta hazırlayan militarizm. peru’nun lima kentinde toplanan birleşmiş milletler iklim zirvesi anlaşmayla bitti. devletlerin kendi aralarında yaptığı bu anlaşma, hiçbirinin gereken önlemleri almadan karbon salımına devam etmesi oldu. zirve içinde yapılan bir bilimsel oturumda ise son dönemde küresel ısınmaya neden olan sera gazları salımındaki büyük artış sonucu dünyanın ısısının 2030’larda 2 dereceyi geçebileceği açıklandı. bu, buzulların erimesi ve deniz seviyesinin onlarca metre yükselmesi başta olmak üzere iklim felaketlerinin yüksek bir risk hâline geldiği geri dönülemez duruma geçiş demek. 2014, birinci dünya savaşı’nın 100. yıl dönümüydü. ukrayna ve ortadoğu’daki savaşlara işaret eden farklı görüşlerden birçok kişi, şimdiki koşulların 1914 öncesine çok benzediğini söyleyerek yeni bir dünya olasılığından söz etmeye başladı. dünyada askeri harcamaların yıllık toplam büyüklüğünün 1,75 trilyon dolar olduğu tahmin ediliyor. stockholm uluslararası barış araştırmaları enstitüsü’nün (sipri) 2008-2012 verilerine göre en fazla silah satan beş ülke abd, almanya, fransa ile rusya ve çin. iki emperyalist kamp, suriye’de ve ukrayna’da karşı karşıya. emperyalist devletlerde üslenmiş silah şirketleri, diğer haydut devletleri tepeden tırnağa silahlandırıyor. özel mülkiyete ve rekabete dayalı bugünkü dünya ekonomisi, küresel ısınma ve savaş üretiyor. aynı anda, iklim değişikliğine karşı gerekli önlemleri almak ve temiz enerjiye geçmek, hem de yeni bir dünya savaşını besleyen militarizmi ve savaşları sınıf savaşıyla durdurmak zorundayız. iki belayı da yenmek sınıfsız ve iktidarsız bir topluma geçmekle mümkün. marx’ın bahsettiği komünizm bir ütopya değildir. gerekliliği, çürümüş kapitalizmin yarattığı koşullardan doğuyor.
|
pozitivist bakış açısıyla sosyalizmin varacağı ideoloji. pozitivist bakış açısıyla. aksi halde sosyalizm adaleti tesis etmek için kullanmak da mümkün. yoksa varılacak yer zaten aral gölü'nün kurumuş hali olacaktır. iklim değişikliğinden bahsetmişken, acaba sscb'nin yaptığı nükleer denemelerin ne kadar payı var? ya da 1953'teki meşhur termonükleer bomba deneyinin ne kadar katkısı var? ya da çin'in yaydığı sera gazı'nın.

komünizmde istihdam için sürekli üretim olması söz konusu. nüfus arttıkça üretim de artmak mecburiyetinde. bu durum sürekli fabrikasyonu gündeme getirir. daha fazla fabrika daha fazla sera gazı demektir. yani komünizm çevreci değil. kapitalizmden daha beter bir durumda.
|
özel mülkiyetin kaldırılmasına ve servetin ihtiyaçlara göre paylaştırılmasına dayalı toplumsal düzen ya da siyasal sistem. önceleri ütopik bir kavram iken marx ve engels'in birlikte oluşturdukları dünya görüşü, yeniden yorumlanarak siyasal bir program haline getirildi. bu nedenle marksizm ya da marksizm leninizm de denilen komünizm giderek marksist-leninist ilkelerden hareketle komünist bir toplum oluşturmayı amaçlayan tüm siyasal hareketleri de belirtmektedir.
batı düşüncesinde komünist düşüncenin kökleri çok eskilere uzanır. üretim araçlarının toplumun mülkiyetinde olduğu, sınıfların ve devletin tümüyle ortadan kalktığı bir toplum ütopyası eski zamanlardan beri insanları etkilemiştir.
komünizmde dahil bütün izm'ler ;(cemil meriç'in tam onikiden vuran tesbitiyle )idraklerimize giydirilmiş deli gömlekleridir .hepsi de batı kökenlidir.
|
ülkece tüm gelirin adaletli bir şekilde ortaklaşa paylaşıldığı, hiç zengin olmasada fakirinde olmadığı yaşam tarzıdır. kimi din adamları tarafından komünizmin dinden çıkmak olduğu düşünülse de mantıklı bir tarafı olduğunu düşünmemekteyim.

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Son Yapılan Yorumlar: