acı verirler. senelerce yalı bahçesine spor arabasıyla giren pehlül'ü izleyip ertesi sabah"ne kadar kalmıştı lan dün akşam akbil'de ?" korkusuyla otobüse binen adamlar olduk.
|
dizi sektöründekilerin hepsi belki de istanbul'dan başka tüm şehirleri unutmuşlar. reklam veren şirketlerin köleleri oldular belki bilemiyoruz.

senaristler ise belki zenginleşti ve her güzel şeyi unuttu ya da bir çoğunun hayali lüks bir şehir hayatı. başka türlü bu aptal senaryolar yazılamaz.

bu dizileri izleyenlerin tez zamanda (bkz: doğadaki insan) isimli programı izleyip tevbe etmelidir. yeşil deniz isimli dizi de izlenir ve köy hayatınn güzelliği sıcaklığı hissedilebilir.
(bkz: kurtlar vadisi)

ben başka hiçbir yerde bu kadar kolay mermi yakılan, insan canı ucuzlaştırılıp harcanan başka dizi daha görmedim. bence lüksten de öte olan bu şeyleri birer sarf malzemesi gibi kullanacak kadar cesur olunması bu diziyi bu kategoriye ilk sıradan sokar.
lüks tüketesi varmış olan insanları etkiler. zombili film izleyip, taze kesilmiş insan beyni yemek istemiyorsunuz herhalde.
hepinizin cebinde en az bin liralık telefonlar, faizli krediyle alınmış arabalar altınızda. siz kimi yiyorsunuz hayırdır gençler.
zengin ile fakir arasındaki uçurumu kaldıran dizilerdir. eğer fakirlik böyle bir şeyse alırım bi dal dedirtir.
insanların görmek istedikleriyle ilgili olduğunu düşündüğüm diziler. kişisel olarak gerçekçi ve hayatın içinden yapımları izlemeyi tercih eden birisiyim. ama çoğunluğun böyle düşündüğünü zannetmiyorum. insanlar zaten hayatlarındaki yoklukları, sıkıntıları bir de televizyonlardan izlemek istemiyorlar. onlara modern zaman masalları olarak tariflenebilecek ve o pahalı arabalara binen, lüks villalarda yaşam süren en güzel ofislerde çalışan, güzel ve yakışıklı kişileri izlemek daha hoş geliyor olmalı.

bu dizilerin lüks tüketimi pompalamak gibi bir amacı olduğunu, olsa da bunda başarılı olacağınız zannetmiyorum. sonuçta alım gücümüz belli. o villada oturmak için 40 yıl çalışıp hiç harcamamam gerekirken, o arabalara nasıl binicez. bizim en büyük lüksümüz iphone.
insanlar üzerinde gerçekten büyük etkisi var.
misal ben aşkı memnu'da behlül'ün maseratisinden çok etkilenip hemen kendime de aldım bir tane.
lan gaziosmanpaşa da bodrum dairede oturuyorsun maserati senin neyine de demedim yani.
bizim dizilerin garipligi ile insanların bunlara katlanıyor olmaları yarışır. ya hadi lüksü sefa içinde yaşamayı anca dizilerde görürüm diye izleniyor da sürekli acı ölüp ölüp dirilme cinayet bu saçmalıklar nedir nasıl tahammül ediyorlar? bitmeyen diziler, aşk beşgenleri fazla uçuyorsunuz. ama istediklerini alıyorlar düşünmeyen ne verse kabullenen, ilimden kitaptan uzak, malayani şeyler uğraşılarımız artık. ve lüks tüketimi pompaladığı da doģrudur.insanlar bir ay çalışıp kazandığı parayı tek seferde o markaya harcayabiliyor.
|
bence lüks tüketimi pompalamaktan çok 2. eş, metres, konularını daha çok işliyorlar son yıllarda. zengininden fakirine hepsinin neredeyse 2 eşi var. üstelik bazılarına öyle hikayeler yazıyorlar ki sanırsınız mecbur, acırsınız hem karısı hem metresi olan adama o derece. evde mutlu değil misin?

zenginliğe özenmek özendirmek neyse de bu çok eşlilik sevdası giderek çoğalıyor. üstelik sadece dizilerde de değil. belgesel izlemeye ara verdiğimiz o azıcık zaman diliminde* baktığımız magazin programlarında da görebiliyoruz. acun ılıcasından ali ağaoğluna gözümüze soka soka bitiremediler bu rezilliği.

küçükken perihan savaşın fasülye, bugs bunnynin havuç yemesine tombiğin şeker yemesine özenen bizler şimdiler de o gösterilen villalara özenir olduk tabii.

*
her birinde lüks ciplerin, son model spor araçların olduğu, yedikleri önünde yemedikleri arkalarında olan, ama buna rağmen bir türlü mutlu olamayan, çeşitli entrikaların döndüğü ülkem dizileridir.

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.