cemil meriç

#edebiyat  #felsefe 

''benim düşüncelerim heterodokstur. öyleyse ben neyim? ben; kendimim: hiç bir hizbe dahil değilim; hakikate mensubum.''
devamını gör...
yine bir 13 haziran'ında vefat etmiş yazar, düşünür ve merhum. 1916 reyhanlı doğumluymuş.

sayıların, tarihlerin ve isim-adların böyle bir tarafı da var, hep hatırlatır. şu kubbenin altı neler görmedi ki? rahmet ile...

devamını gör...
bazen bir kuyuya benziyor hayat; kör, pis, zehirli bir kuyuya. boğuluyorum, ölüme koşacak mecalim kalmıyor, kimseyi görmüyor gözüm. sevdiklerim yabancılaşıyor. kitaplar tuğla oluveriyor birden. dostlarımın sesini tanımıyorum. varlığım bir tele asılıyor. bir kâbus bu, bir hastalık. gözlerimi kaybettikten sonra bu kuyuya sık sık düştüm…
bu ülke kitabında geçen ve ne kadar acı bir ruh halini yaşadığını gösteren bu pasaj beni çok etkilemiştir.
devamını gör...
“düşüneni iftiranın ve sefaletin lağımında boğduktan sonra ellerimizi yıkayıp, "efendim bizde filozof yetişmiyor” diye ah-u vahlar.“ sözünün sahibidir.

devamını gör...
türkiye'nin ruhunu okumayan nesle aşina değiliz. sorsan ımdb'de top 250'deki çoğu filmi izlemiştir ama hiç cemil meriç okumamıştır. işte biz bu anglosaksonlaşmış kafadan bir şeyler bekliyoruz. öz kardeşim bile olsa böyle bir insana gram saygım yok.

"allah'ın iç gözleri daha iyi görsün diye dış gözlerini kapattığı hakiki münevver örneği cemil meriç.."
devamını gör...
kimi başında taç ile doğar, kimi elinde kılıçla..ben kalemle doğmuşum. insanlar kıyıcıydılar, kitaplara kaçtım. kelimelerle munisleştirmek istedim düşman bir dünyayı, diyor yazar kendi için. (mağaradakiler)
devamını gör...
“jurnal” adlı güncesinde lamia hanım’a yazılmış, “mektuplarını üzülerek okudum” sözleriyle başlayan bir mektubu bulunmaktadır.
devamını gör...
kıt’aları ipek bir kumas gibi keser biçerdik. kelleler damlardı kılıcımızdan. bir biz vardık cihanda, bir de küffar...
devamını gör...
galiba yanlışlıklar ve karmaşaların içinde sahipsiz bir abimiz.
devamını gör...
mükemmel bir fikir ve gönül insanı.

"ormanı görmedin. rüzgarın önüne savurduğu birkaç kuru yaprağı insan zekasının bütünü sanıyorsun"

nokta.
devamını gör...
en sıkı dayağımı yediğim kişidir.

satırlarının arasından sopa uzatıp "demek böyle düşünüyorsun ha" diyerek sarsan ender kalemdir.

"bu ülke" yüzünden tarafsız kavramını kullanamıyorum.
devamını gör...
"bizim derdimiz endüstrileşmek. mesele endüstrileşmekten evvel bir millet olmak, bir toplum olmaktır. birbirmizi sevmeye muktedir değiliz. herkes herkese düşman, kimse kimseyle konuşmuyor, herkes herkesten korkuyor, herkes bir birine şüpheyle bakıyor. parça parça olmuş bir millet halindeyiz. bugün realite olarak bir tük milletinden söz edilebilir mi? millet demek müşterek inanç demektir, müşterek değer hükümleri demektir. bizim hiç bir müşterek değerimiz, müşterek inancımız yok, kendi şahsiyetimiz yok. bu itibarla bütün mesele şuurlanmak yani bütün meselelere peşin hükümlere kapılmadan eğilmek bütün meselelere açık olmak fakat bütün meselelere açık olurken sırtını bir kaleye dayamak, şahsiyet kalesine , tarih kalesine. "
devamını gör...
''yıllarca aç kaldım. koca bir şehirde yapayalnız ve aç kalmak. köpeklerin bisküviyle beslendiği bir dünyada aç bir aydın, aç bin aydın, aç milyonlarca aydın. ben düşünen, okuyan ve temsil ettiği, temsil ettiğini sandığı beşeri kıymetleri lekelememek için aç kalmaya, açlıktan kıvranmaya razı olan adam. yaşamadım. çocukluğumu, gençliğimi yaşamadım. seni seviyorum sözünün bir yalan, bir teselli, bir alay olarak bile muhatabı olamamak. muhatabı ve mütekellimi...''
devamını gör...
2015 yılı cumhurbaşkanlığı kültür ve sanat ödüllerinde vefa ödülü'ne layık görülmüş mütefekkir. düzenlenen törende ödülü kendisi adına kızı ümit meriç hanımefendi aldı..
devamını gör...
''insanlar sevilmek için yaratıldılar, eşyalar ise
kullanılmak için. dünyadaki kaosun nedeni;
eşyaların sevilmesi ve insanların kullanılmasıdır."
devamını gör...
sağın anlamadığı, solun sağ referansı ile tanıdığı için okumadığı münevver.
devamını gör...
ben üstad gözüyle baktığım insanların aralarındaki muhabbetlere çok ilgi duyarım. araştırma yaparken kendisinin nisan 1987 tarihli bir röportajına denk geldim. bu röportajdan 2-3 ay sonra hakkın rahmetine kavuşmuş; büyük ihtimalle de son röportajıydı..

röportajda sezai karakoç'u tanımadığını söylüyor. görüşme şansları olmamasına üzüldüm.

necip fazıl kısakürek için de iyi bir şair diyor ve ekliyor: "müslümandır, kısa boylu, sevimli bir adamdır." * necip fazıl'ın da kendisini "allah'ın iç gözleri daha iyi görsün diye dış gözlerini kapattığı hakiki münevver örneği" olarak tanımladığını biliyoruz.

okumak isteyenler için: http://www.fermankaracam.co...

allah cümlesine rahmet eylesin.
devamını gör...
batı felsefesine ve sosyolojisine hakim düşünürdür. kendisine ait sistemli bir sosyoloji kuramı yoktur.eleştirileri isabetlidir. her cümlesi bir özlü söz niteliğindedir. batıcı aydınlar en iyi tanıyan ve zaaflarını deşifre eden bir dehadır.
devamını gör...
çoğu aydın gibi hayata sol'dan başlar. daha doğrusu, aydın olmanın kıstası sanıldığı için sol'da bulur kendini. fakat, sanırım konya'ya bir tren yolculuğunda sohbet ettiği öğrenci ile aralarında küçük bir diyalog geçmesi sonucu sarsılır. cemil meriç, "neden bizi (aydın) sevmiyorsunuz?" diye sorar genç adama. o da cevap verir: "çünkü bizden değilsiniz." buradaki "biz" ifadesi sarsar meriç'i. "biz kimiz, biz neyiz?" ve artık buradan başlar düşünmeye. "bizim ülke"yi yazacak kadar ilerletir meseleyi. buna benzer bir yolu daha sonra ismet özel yürüyecektir besbelli. o da, "biz'den kalkar ve düşünür.

sol düşünceleri yüzünden mahkemeye düştüğünde "sosyalistim" diye haykırmasına rağmen, ömründe tek bir işçinin elini sıkmadığjnı ifade etmesi de, esasen türkiye'deki fikir ve aktüel hayatın bir resmidir. zira sol söylem, esasında ekonomik temelli bir söylem değil, modernist sınıfsal bir söylemdir; yani soyut bir dünyaya tekabül eder. bu konuda litti soyadlı bir italyan akademisyenin keskin bulguları vardır, ancak bunlar yazamayacağım. isteyenler aliye izzetbegoviç'in notlarına bakabilirler. ben de oradan bakmıştım.

cemil meriç, türkiye'nin en büyük fikir mimarlarındandır son olarak. soner yalçın'ın haklı olarak ifade ettiği gibi bu iktidar (akp), necip fazıl, cemil meriç ve said nursi'nin iktidarıdır. eh, hayatımız nazım hikmet ve tevfik fikret ile geçecek değildi ya.

devamını gör...
kelimelere cinsiyetçi bir bakış açısıyla yaklaşıp, onlara duygu katan yazar. işte bu yüzden kitapları okuyucularını mest etmektedir.
devamını gör...
kibirli 21: yüzyılın en iyi yazarlari listemde ilk ona giriyor. dolaysıyla okumadığım eserlerini bu kis bitirmeyi ve nietzsche ve nurettin topçu ile bağlantı kurarak zihnime yerleştirmeyi düşünüyorum.
devamını gör...
meriç hoca, birûnî'nin yüzükleri gibi.

hiç bir 'izm'in borazanı yahut noteri olmamış. derlediğini hissini ekleyerek, tüm çıplaklığı ve haykırışı ile sunan bilge...

gâh hint'li gandi'den, gâh tunus'lu hayreddin ve ibn-i haldun'dan, gâh fransız p. j. proudhon'dan sayha sunan cömert.

rahmet o'na...
devamını gör...
eskidendir sözlerini beğenir..severdim de..okumak hiç nasip olmamıştı..bu ülkesini 2 günde okuyunca bir daha sevdim..birde okuma şevkine hayran kalıp içimden üstad sen naptın yaa dedim..şunu da eklemem lazım ki ''şuana kadar gördüğüm en çok fikri bunalım yaşayan mütefekkir..''
devamını gör...
meriç, cemil. (1916-1987)

fikir adamı ve edebiyatçı.

balkan savaşları sırasında 1912’de meriç nehri yakınlarındaki dimetoka’dan antakya’ya göç eden bir ailenin çocuğu olarak reyhaniye (şimdi reyhanlı) ilçesinde doğdu (12 aralık 1916). tam adı hüseyin cemil’dir. banka müdürlüğü de yapmış olan babası hâkim mahmud niyazi bey’in görevi münasebetiyle yedi yaşına kadar antakya’da kaldı. 1923’te reyhaniye rüşdiyesi’nde başladığı eğitimine 1928’de antakya sultânîsi’nde (lycée d’antioche) devam etti. 1935’te liseyi bitirmesi gerekirken fransız mandası altındaki antakya’da o yıl liseler on bir yıldan on iki yıla çıkarıldığı için mezun olamadı. milliyetçi eğilimlerinin ağır bastığı lise son sınıfta hocalarına yönelttiği eleştirileri yüzünden bitirme imtihanlarına on beş gün kala okulu terketmek zorunda kaldı. 1936’da istanbul’a gitti ve on ikinci sınıfa pertevniyal lisesi’nde devam etti. bu sırada nazım hikmet ve kerim sadi başta olmak üzere dönemin solcu aydınlarıyla tanıştı.

geçim sıkıntısı yüzünden 1936 mayısında antakya’ya döndü ve lise öğrenimini fransız liselerine özgü programı uygulayan antakya sultânîsi’nde tamamladı. dokuz ay kadar iskenderun’a bağlı bir köy okulunda öğretmenlik yaptıktan sonra iskenderun tercüme bürosu’nda başkan yardımcısı oldu. kısa sürelerle nahiye müdürlüğü, türk hava kurumu’nda sekreterlik ve belediyede kâtiplik gibi görevlerde bulundu. nisan 1939’da göz altına alınarak antakya’ya götürüldü. 1938’de kurulan ve 1939’da türkiye’ye iltihak eden bağımsız hatay hükümetini devirmekle suçlandı; idam talebiyle yargılandı, ancak beraat etti.

1940’ta tekrar istanbul’a gitti ve iki yıl yabancı diller yüksek okulu’na devam ederek 1942 haziranında mezun oldu. fransızca öğretmeni olarak tayin edildiği elazığ lisesi’nde iki yılı aşkın bir süre görev yaptıysa da özel hayatında ve işindeki çeşitli sıkıntılar yüzünden istanbul’a dönmek zorunda kaldı (1945). aralık 1946’da istanbul üniversitesi edebiyat fakültesi’nde fransızca okutmanı oldu. 1974’te emekli oluncaya kadar bu görevini sürdürdü. bu arada edebiyat fakültesi felsefe bölümü’ne doktora öğrencisi olarak kaydoldu (1951), ışık lisesi’nde fransızca hocalığı yaptı (1952-1954) ve edebiyat fakültesi sosyoloji bölümü’nde dersler verdi.

küçüklüğünden beri problemli olan görme duyusunun giderek zayıflaması üzerine 1954’te birkaç başarısız göz ameliyatı geçirdi. 1955’te gittiği paris’te quinze-vingts hastahanesi’nde geçirdiği bir dizi ameliyat da başarısızlıkla sonuçlanınca hayatının geri kalan kısmını gözlerini kaybetmiş olarak sürdürdü. fikir hayatı ailesi, dostları ve sevenlerinin okuma ve söylediklerini dikte etme konusundaki yardımlarıyla devam etti. 1984’te beyin kanaması ve ona bağlı olarak felç geçirdi; ağır bir hastalık döneminin ardından 13 haziran 1987’de istanbul’da öldü ve karacaahmet mezarlığı’na defnedildi.

içine kapalı bir çocukluk dönemi geçiren cemil meriç’in kitapların dünyasına yönelmesi erken yaşlarda olmuştur. antakya’da çıkan yeni gün gazetesindeki “geç kalmış bir muhasebe” başlıklı yazısıyla (23 eylül 1933) yayın hayatına atılmış, tarık mümtaz’ın (göztepe) çıkardığı karagöz’de yazıları ve “fırsat yoksulu” mahlasıyla şiirleri yayımlanmıştır. istanbul’a geldikten sonra “honoré de balzac” başlıklı ilk yazısı insan dergisinde neşredilmiş (1941), ayın bibliyografyası dergisinde tercüme tenkitleri yapmış (1942-1943), başında uzun bir balzac incelemesinin de yer aldığı altın gözlü kız çevirisi yayımlanan ilk eseri olmuştur (1943). 1944-1947 yılları arasında yurt ve dünya, yücel, gün, amaç dergilerinde tercüme tenkitleri, fransız edebiyat ve düşüncesi üzerine incelemeler neşretmiş, balzac çevirilerini de sürdürmüştür. maarif vekâleti’nden tercüme teklifleri almış, yarım kalan emile (j. j. rousseau) çevirisinin ardından hernani (v. hugo) çevirisi “klasikler” dizisi arasında çıkmıştır (1956). 1955 yılında günlük tutmaya ve “quinze-vingts geceleri” adlı bir roman yazmaya başlamışsa da devam etmemiştir. aralıklarla yirmi yıl sürdüreceği günlüklere (jurnal) ise 1963’te başlayacaktır. 1960-1964 yıllarında mesaisinin neredeyse tamamını hint edebiyatına vermiştir.

1953’ten sonra ara verdiği yazılarına dönem ve çığır dergilerinde yeniden başlayan cemil meriç (1965) bir yandan tercüme çalışmalarına devam ederken bir yandan da yeni insan ve hisar dergilerinde yazılarını sürdürür; bu arada saint-simon ilk sosyolog-ilk sosyalist kitabı neşredilir (1967). emekli olduktan sonraki on yıllık süre içinde kendisini daha geniş okuyucu kesimlerine tanıtacak olan olgunluk dönemi eserleri bu ülke’yle (1974) başlamak üzere yayımlanır. türk edebiyatı, kubbealtı akademi mecmuası, pınar, köprü, gerçek, hareket, millî eğitim ve kültür gibi dergilere, orta doğu, yeni devir gazetelerine yazılar, tanzimat’tan cumhuriyete türkiye ansiklopedisi ve cumhuriyet dönemi türkiye ansiklopedisi’ne maddeler yazar. türkiye millî kültür vakfı (1974, 1980), türkiye yazarlar birliği (1981), kayseri sanatçılar derneği (1982) gibi kuruluşlar tarafından kendisine fikir ve inceleme dallarında ödül verilen cemil meriç’in üsküdar belediyesi’nin açtığı kültür merkezine de adı konmuştur (2004).

cemil meriç’in arayışlarla geçen fikir hayatı kendi yaptığı bir tasnife göre şu dönemlere ayrılır: 1917-1925: koyu müslümanlık devri. 1925-1936: şoven milliyetçilik devri (meriç soyadından önce bir ara şaman ve yılmaz soyadlarını kullanır). 1936-1938: sosyalistlik devri. 1938-1960: “âraf” dediği kuluçka devri. 1960-1964: hint devri. 1964’ten sonra ise sadece osmanlıdır (göze, s. 7-8).

eserlerinde türkçe’nin hızla kan kaybetmesi ve mâzi ile aradaki çatlağın her geçen gün biraz daha büyümesi, bunun türk toplumunun bugünü ve yarını üzerinde icra edeceği yıkıcı tesirler üzerinde durmuştur. bir düşünce geleneğinden mahrum olmaları yüzünden eflâtun’un ünlü istiaresinde geçtiği gibi “mağara”ya kapatılmış olan türk aydınlarının kısa zaman aralıklarında hızla burçtan burca savrulmalarına işaret etmiştir. gerçeğin kimsenin tekelinde bulunmadığını, dolayısıyla ona ancak ortak bir gayret ve açık bir zihinle ulaşılabileceğini, sağ-sol çatışması gibi avrupa’dan ithal edilen suni kamplaşmaların türk insanı ve aydınının zaten zayıf ve mecalsiz bırakılmış dinamiğini iyice körelteceğini, aydınların kendi kültür köklerini olduğu kadar dünya kültürünü, içine girmek için tanzimat’tan beri çırpındığımız avrupa’yı bile son derece yetersiz ve sığ bir şekilde tanıdığını belirtmiştir. türk aydınının batı karşısında içerisine düştüğü aşağılık kompleksinin zararlı neticelerini, insan beyninin iki yarım küresi olan doğu ve batı’nın gerçekte bir bütün oluşturduğunu, dar ve ön yargılı düşünmeyi bir kenara bırakmanın fikir hayatımıza zenginlik kazandıracağını ifade etmiştir. avrupa medeniyetine istihalenin ham bir hayal olduğu ve bir medeniyetin diğerine istihale edemeyeceği, ancak malzeme alabileceği, türkiye’de kendi köklerine sahip yeni bir neslin yetişmesinin osmanlıca, arapça ve farsça öğrenerek irfan hazinelerini, öte yandan bir avrupa dili öğrenerek hür bir şekilde batı’yı tanımakla mümkün olacağı vurgu yaptığı diğer görüşleri arasındadır.

cumhuriyet dönemi aydınları içinde farklı bir yer tutmasında dürüstlük ve samimiyeti, kendi fikir ve kültür geleneklerini hakkıyla özümlemesi, farklı fikrî kanallara açık bağımsız bir zihin yapısına sahip olması ve antakya gibi özel şartları bulunan bir ortamda fransız mandası altında kısmen bir sömürge tecrübesi yaşamış bulunmasının ayrı ayrı payı vardır. o yıllarda fransız eğitim sistemine göre öğretim yapmakta olan antakya sultânîsi’nde, tercüme eserleri basılmış antuvan efendi adlı bir ermeni, dârülmuallimîn-i âliye mezunu lâmi bey ve “şair, muhibb-i cemâl, kalender bir osmanlı” dediği ali ilmî fânî, mülkiye mektebi mezunu memduh selim, sorbonne doktoralı mesud fânî (bilgili), damad ferid paşa’nın başyaverliğini yapmış olan tarık mümtaz gibi isimlerin bulunuşu da bunlara eklenebilir. mesud fânî o yılları anlatırken tâlim ve terbiye kadrosunun milliyetlerindeki çeşitlilik sebebiyle antakya sultânîsi koridorlarını bir nevi “cem‘iyyet-i akvâm” salonuna çevirdiğini söyler (manda idaresinde, s. 15). kendini “hakikat arayıcısı” ve “hakikat âşığı” olarak nitelendiren, siyasî görüşlere ve düşünceyi daraltan ideolojilere mesafeli durmaya çalışan cemil meriç’e çeşitli fikir, siyaset ve ideoloji çevreleri kendilerine yakın buldukları görüşlerini öne çıkararak sahip çıkmışlardır.

eserleri. hind edebiyatı (istanbul 1964, genişletilmiş 2. baskı, bir dünyanın eşiğinde, istanbul 1976); saint-simon: ilk sosyolog-ilk sosyalist (istanbul 1967); bu ülke (istanbul 1974); umrandan uygarlığa (istanbul 1974); mağaradakiler (istanbul 1978); kırk ambar (istanbul 1980, iletişim yayınları’nın bastığı külliyat içinde iki cilde bölünmüş ve ı. cildi 1998’de kırk ambar: rümuzül edeb başlığıyla bazı ekleme ve çıkarmalarla yayımlanmıştır); bir facianın hikâyesi (ankara 1981); ışık doğudan gelir (istanbul 1984); kültürden irfana (istanbul 1985); jurnal ı-ıı (istanbul 1992-1993); sosyoloji notları ve konferanslar (haz. ümit meriç, istanbul 1993).

ayrıca balzac’tan altın gözlü kız (1943), otuzunda kadın (1945), onüçlerin romanı (1945), kibar fahişelerin ihtişam ve sefaleti (1946); victor hugo’dan hernani (1956); uriel heyd’den ziya gökalp: türk milliyetçiliğinin temelleri (1980); maxime rodinson’dan batıyı büyüleyen islam (1983) adlı kitapları çevirmiş, berke vardar’la birlikte antoine meillet’den (kapakta belirtilmemesine rağmen iki bölümden oluşan kitabın 2. bölümü michel lejeune’e aittir) dillerin yapısı ve gelişmesi’ni (1967) çevirip ilâvelerde bulunmuştur. thornton wilder’dan köprüden düşenler (1981, lamia çataloğlu ile birlikte), victor hugo’dan marion de lorme (1966, mahmut sait kılıççı ile birlikte) yaptığı diğer çevirilerdir. ferit hakkı saymen ve louat ile beraber üniversite öğrencileri için hazırladığı fransızca yardımcı metinler adlı kitapçığıyla (1951) sosyalizm ve sosyoloji tarihinde pierre joseph proudhon (istanbul 1969), ideoloji (1970) gibi yazılarının basımıyla ortaya çıkan risâleleri ve 1959’da fransızca hocaları için hazırladığı basılmamış bir fransızca grameri bulunmaktadır.

cemil meriç hakkında çıkan yayınlar: mehmet tekin, cemil meriç: şair, filozof, yazar (antakya 1991); ümit meriç yazan, cemil meriç (ankara 1993; 2. baskı babam cemil meriç, istanbul 1998); ahmet turan alkan, doğu ve batı arasında cemil meriç (ankara 1993); halil açıkgöz, cemil meriç’le sohbetler (istanbul 1993); necmettin şahiner, cemil meriç’le nur sohbetleri (istanbul 1994); cemil meriç ve bu ülkenin çocukları (haz. ergün meriç - ayşe çavdar, istanbul 1998); mustafa armağan, düşüncenin gökkuşağı: cemil meriç (istanbul 2001); cafer vayni, cemil meriç (ankara 2002); mehmet tekin, cemil meriç’in konuşmaları (konya 2003). bunlardan başka türk edebiyatı dergisi ağustos 1987 sayısını cemil meriç’e ayırmış, gösteri dergisi eylül 1989 tarihinde bir “cemil meriç eki” yayımlamış ve son olarak kitap haber dergisi haziran-temmuz 2004 tarihli 21. sayısında kapsamlı bir cemil meriç dosyasına yer vermiştir.

bibliyografya:

cemil meriç, bu ülke, istanbul 1999 (haz. mahmut ali meriç), hazırlayanın girişi, s. 7-70; mesud fânî bilgili, manda idaresinde hatay kültür hayatı, antakya 1939, s. 15; ergun göze, içimizden 30 kişi, istanbul 1975, s. 7-12; mehmet çınarlı, sanatçı dostlarım, istanbul 1979, s. 172-189; kemal sülker, savaş yıllarında bir sürgün, istanbul 1986, s. 92-100; ümit meriç yazan, babam cemil meriç, istanbul 1998; mustafa armağan, düşüncenin gökkuşağı: cemil meriç, istanbul 2001.

mustafa armağan *
devamını gör...
o kadar islamcı takılmasına rağmen bir türlü raya oturamamış yazar.
bi sevemedim la şu adamı.
tek sevdiğim cümlesi olimposlu birşey var o.
çekti gitti o da.
devamını gör...
islamdan fikri olarak uzaklığı beslendiği kaynaklardan dolayı olsa gerek..yoğsam şeriatı methettiği söylemleri de bulunmakta..
devamını gör...
kendisini tanıyanları ikiye ayırıyorum: bir kendisini okuyarak tanıyanlar bir de duyumlarla tanıyanlar. kendisine nötr yaklaşıp düşünen ve okuyan biri olarak görmek ve böyle yaklaşmak kişiye bir şeyler katar. yüceltmek, yüksek beklentiler içersine girmek kişiyle alakalıdır. etkileşimler kişiden kişiye değişir. meriçte edebiyat eleştirisi görürsünüz, bir çok dünyayı ayağınıza getirir. bir insanın inişlerini,çıkışlarını,ihtiraslarını,yalnızlığını. ve düşünmenin ne menem sancı olduğunu.
yani kendisi islam takılmamıştır.

"... obskürantizm ile düşüncenin ezeli boğuşması.
... çağdaşların bağışlayamadığı, bu dürüstlük, bu samimiyet. kabuklu hayvanlar, her düşünen insanın karşılaştığı bu beşeri tereddütleri anlamak istemedi." ( jurnal 2 / peşin hükümler/syf 318)

düşünen adam beşeri teredütler sahibidir. kesinlikleri yoktur. her tereddüt onun keşfinin haritasıdır. okuyan da tereddütler sahibiyse kendi haritasını çizer eğer değilse onun haritasını okumaktan öteye gidemez. sadece bakar ve geçer.

ve şöyle bir yargısı vardır: " çünkü islam'ın yükseliş döneminde düşünsel temek kuran'dı. ... zamanımıza gelince, ilmi ölçüler bir yana bırakılıyor." ( jurnal 27syf 326)

arayış yorgunluktur. ve ne acıdır ki en fazla baskı yapan kitapı jurnal 2...
devamını gör...
gözümde değerli bir insan ve mütefekkir olması için illaki islamcı veya muhafazakar olmasına gerek olmayan yazar.
devamını gör...
işine gelenin işine geldiği gibi kullandığı cağnım yazarın 12 aralık doğum günüdür. öldü lan öldü diyen biri çıkacaktır, gerzekalı biliyoz öldüğünü.
devamını gör...
evli olduğu halde gözleri kör olduktan sonra aşık olduğu evli yardımcısı, bakıcısı, hizmetçisine yazdığı aşk mektupları da efsanedir. o entelektüel adamın çocuksu, tutkulu aşk mektupları.
devamını gör...
“kavimler ve medeniyetler bir rolü ifa için tarih sahnesine çıkar, bu rolü oynar ve çekilirler.
ibn haldun, toynbee, danilevski bu kanattadırlar. yani medeniyet bugünkü yırtıcı-kapitalist avrupa medeniyetinden ibaret değildir.
öyle olduğu vehmi düşmanlarımız tarafından aşılanmıştır. avrupa medeniyeti tarih sahnesine ayak bastığı sırada, osmanlı bütün ihtişamıyla yaşıyordu. islam-türk osmanlı medeniyeti bin yıllık mazisi olan, bütün medeniyetler içinde en insanisi, en birleştirici olanıdır. islam’ın kılıcı olan bir kavimdir.

islam bütün devirlere ve ülkelere hitap eden bir dindir. parçalayıcı değil, birleştiricidir. osmanlı için savaşın bile gayesi ila-yı kelimetullah’dır. osmanlı imparatorluğu yoktur, devlet-i aliye vardır. türk-islam medeniyeti bütüncüdür, hidayetten mahrum kavimleri bile himaye eder. bu kadar civanmert bir medeniyetin avrupa karşısında mağlup olması mukadderdi. avrupa ıgnace de loyola ile machiavelli’nin çocuğudur. kapitalizm protestan ahlakının çocuğudur. weber’e göre. ikinci bir ahlak, yahudi ahlakıdır. tefeci ahlakıdır”
devamını gör...
hayatı doğu ve batı arasındaki med cezirden ibarettir. Allah (c.c) taksiratını affetsin.
devamını gör...
''mükafat, uçuracak bir çift kanat değildir, boyna vurulmuş bir zincirdir fikir adamı için''
bu cümlesi bile her şeyi anlatıyor.
devamını gör...
önemli bir düşünürdür. ancak ne şiirde, ne edebiyatta vermiş olduğu herhangi bir eseri yok. hususen fransız kültürü ve edebiyatına olan vukufiyeti, osmanlı devrinin kültür hayatına, edebiyatına dair derinlikli malumatı ve aydınlara has fikir namusu onu büyük bir entelektüel kılıyor. ancak eleştirmen boyutunda kalan bir malumatfuruşluk. kendisi bir sanatçı değilken sürekli olarak kendi döneminde yeni olarak addedilen eserlere karşı muhafazakar bir bakış açısına sahip.
devamını gör...
büyük, namuslu ve vicdanlı, yerli bir düşünür yahut münevver ve eleştirmen. neden roman yazarı olmadığını açıklamıştır. "balzac'ı tanıyınca bıraktım" der. batı'nın neonları karşısında apışıp kalan yarı türk, yarı sömürge aydınlarını, ideolojilerin sahteliğini (ki burada daha çok sol'a ve batılılaşmacılığa çakar) en iyi duyuran isimdir. cemil meriç'i bilmeden düşünme iddiasında olamaz hiç kimse.

kendisi hakkında üç tane kitap yazan dücane cündioğlu 'nu da üslup olarak etkilediği belirgindir. fakat dücane hoca, o'nun kadar köşeli, belirgin bir düşünür olamamıştır. bu da cemil meriç'in durduğu kulenin yüksekliğini gösterir.

(bkz: düşüncenin gökkuşağı)
devamını gör...
"ideolojiler topluma giydirilmiş deli gömlekleridir."

demiş aşırı entelektüel kişilik.
devamını gör...
"sıhhatli bir zeka kitapları çalışmalarına tabi kılar. onun için eğlencelerin en asilidir okuma, en asilleştiricisidir."

der bu ülke kitabında.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar